En Sosyal Blog

Uzm. Psk. Ayşenur Bayraktar İlişkiler Üzerine

Uzm. Psk. Ayşenur Bayraktar İlişkiler Üzerine

Merhabalar.

Aile ve Çift Terapisti Uzman Psikolog Ayşenur Bayraktar’la ilişkiler üzerine çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bizimle değerli bilgilerini paylaştığı ve zaman ayırdığı için hocamıza ayrıca teşekkür ederiz. Buyrun röportajımız.

Keyifli okumalar 🙂

ZEYNEPMerhaba hocam öncelikle bizi kırmayıp bloğumuza röportaj vermeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Aile ve çift terapisti olmaya nasıl karar verdiniz?

 AYŞENUR BAYRAKTAR: Ben de teşekkür ederim. Öncelikle böyle bir blog kurduğunuz için sizi tebrik ediyorum. Öğrencilik zamanında, kendinizi alanınızda yetiştirmek için böyle çalışmalara bir yerlerden başlamak çok güzel.

2006 Yakın Doğu Üniversitesi Psikoloji mezunuyum. Mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönüş yaptım ve açıkçası aile terapisiyle ilgili önceden bilgim yoktu. Ama ilişkiler her zaman ilgimi çekiyordu. Mezun olduktan sonra ilişkilerle ilgili neler yapılabilir diye düşünerek bu alanı araştırıyordum ve e-maillerde aile terapisi eğitimini okudum. Acaba nedir aile terapisi eğitimi merak etmiştim. Çok fazla bildiğim bir alan değildi. Aile terapisiyle ilgili eğitimler veren Murat Dokur ismini duydum. Kendisini biraz araştırdım. Alanda çok tanınan birisi olduğunu hatta 90’lı yıllarda aile ve evlilik terapisi henüz gündemde değilken Doktor Murat Dokur’un, yurtdışından bu aile terapisi eğitimlerini alıp Türkiye’ye getiren ilk kişi olduğunu öğrendim. Ayrıca Aile ve Evlilik Terapileri Derneği’nin de başkanı. Daha sonra eğitimlere katılmaya başladım ve 300 saat teorik, 200 saat süpervizyon şeklinde 5 yıl süren bir eğitim süreci geçirdim. Bu arada Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikolojide yüksek lisansımı yaptım. Bunun dışında birçok farklı eğitimler aldım. Şuan Psikodrama Eğitimine devam ediyorum. Aynı zamanda Co-psikodramatistim. Biliyorsunuz bizim meslekte eğitimler bitmez, çok fazla… (tebessümle söylüyor)

Aile ve evlilik terapisi eğitimim bitti ama vakalarımı yine Murat Dokur’la birlikte süpervizyonla takip ediyoruz.

ÇAĞLA: Aile ve çift terapisti olmak için hangi eğitimleri almamız gerekiyor? Öğrencilerden Bu alana yönelmek isteyenlere önerileriniz nelerdir?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Kesinlikle Murat Dokur’u tavsiye ederim. Aile ve evlilik terapisi alanında çok yetkin ve uzman bir kişidir. Kendisi evlilik ve çift terapisiyle ilgili kongreler düzenlemekte, workshoplar yapmakta ve hala bu alanda aktif olarak çalışmakta.

ZEYNEP: Genel olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Danışan çiftler en çok ne tür şikayetlerden dolayı geliyorlar?     

AYŞENUR BAYRAKTAR: Ben yaklaşık 10 yıldır çalışıyorum. 12 yıldır bu alandayım. Ortalama 8 yıldır da aktif olarak çift vakaları görüyorum. Açıkçası daha çok gençler geliyor. Bu durum beni çok mutlu ediyor. Genç dediğim popülasyonda; evlilik öncesi çiftler yani nişanlılık döneminde, flört döneminde ya da evliliğin ilk yıllarında bulunan çiftler bulunuyor . 15 yılı devirmiş evli çiftler çok az geliyor. Ya da boşanma aşamasında bulunan; yani çocuklarının durumunu veya boşanma sürecini danışmak isteyen çiftler gelebiliyorlar. Ama benim en çok dikkatimi çeken ve hoşuma giden, evlilik öncesinde gençlerin bu konuya çok duyarlı olmaları. İlişkimi nasıl sağlıklı ilerletebilirim, sağlıklı değilse bitirmeli miyim ya da sağlıklı bir ilişkiye nasıl çevirebilirim diye danışmaları. Danışanlarda en çok rastlanan problem, iletişim problemi. Birbirleriyle konuşamıyorlar. Evli olup çocuğu olan çiftlerde şöyle bir durum oluyor, anne-baba rolü ve eş rolünün ne yazık ki karmaşıklaşması sonucunda problemlerle gelenler var. Anne baba rolü ve eş rolü ne yazık ki bir yerlerde  karışıyor. Ergen çocuğu olan ailelerde de yine problemler oluyor. Çünkü ergenlik bir kriz dönemi ve bu da ilişkiyi etkileyebiliyor. Yani şöyle diyebiliriz; Bir hayat döngüsü var ve çiftler bu döngüde, farklı zaman diliminde bize gelebiliyorlar. Mesela ilk 5 yıl, çocuk büyüyünce ya da  çocuklar evden gidince gibi… Bu bir yaşam döngüsü aslında.

Ama en çok rastlanan şey dediğim gibi iletişim problemi. Bir de büyük aile problemleri çok fazla, yani geniş aile problemleri. Geniş aile problemi nedir? Bir eşin ailesi veya diğer eşin ailesi. Bunlar da sık rastladığımız problemler.

ÇAĞLA: Peki en can alıcı soru… (gülüşmeler)

 İyi bir ilişki için sizce gerekli olan nedir? İlişkiyi güçlendirmek için çiftlere önerileriniz nelerdir?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Aslında çok fazla bir şey yapmak gerekmiyor biliyor musun? Sağlıklı iki insan yeterli. Sadece bunu bile yazabiliriz ‘sağlıklı iki insan’ (tebessümle söylüyor). Çünkü bizim varoluşumuzda şöyle bir şey var; bir insana nasıl davranmamız gerektiği… Bunu küçük çocuk bile bilir. Mesela anaokulunda bir çocuk; arkadaşı yemek yemediği zaman, onunla ilgileniyor, niye yemiyorsun diye soruyor. Ya da oyun oynamıyor, onu yanına çekmeye çalışıyor. Az önce de söylediğim gibi diğer canlılarla nasıl ilişki kuracağımız, bizim varoluşumuzda var. Onun canı neye sıkılır ya da neyi verirsem mutlu olur… Yani o empati bizim köklerimizde var.

Ama sağlıklı olmayan kişilerde, ne yazık ki sağlıksız ilişkiler ortaya çıkıyor. Mesela bir kişinin empati yeteneği yoksa ya da karşı tarafın ihtiyaçlarını görmeyip sadece kendi ihtiyaçlarını önceliyorsa tabii ki sağlıksız ilişkiler ortaya çıkar. Sağlıklı iki insan olduktan sonra ilişkiler gayet güzel ilerler. Ama bir de şöyle bir şey var; yaşam olayları… Bazen de çiftlerin yaşadığı ilişki problemi ölüm, hastalık ya da ekonomik sıkıntılar gibi dışsal nedenlerden kaynaklı da olabiliyor. Mesela çiftler evlerinde yaşanan ekonomik sıkıntının gerginliğini, ilişkilerinde bir problem var diye algılayabiliyorlar. Özet olarak sağlıklı bir ilişki için, sağlıklı iki insan yeterli. (gülümsüyor)

ZEYNEP: Hocam, “Aşk mı? Mantık mı?” seminerinizde ilişkide ‘biz olmak’ değil ‘birlikte olabilmek’ kavramından bahsettiniz ayrıca birkaç makalenizde yine bu konuya değinmişsiniz. Genel hatlarıyla nedir ‘birlikte olabilmek’?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Evet tabii ki… Bu çok sık kullanılan yanlış bir cümle aslında. Çünkü ilişki bireyselliğin de olduğu ama birlikteliğin de bulunduğu bir yer. ‘Biz’ olduğunuzda kişiler kalkıyor ortadan. Bu sağlıksız bir durum. Neden? Biz normalde bireysel ihtiyaçlarımızın da olduğu canlılarız.  Mesela benim arkadaşlarımla vakit geçirme ya da mesleğimle ilgili bir şeyler yapma ihtiyacım var. Bir birey olarak tek başına da bir şeyler yapmaya ihtiyacım var. Bir insanla birliktelik kurma ihtiyacım da var nihayetinde. Sırf ‘biz’ olunduğunda bu durum insanı bir süre sonra rahatsız edebiliyor. Zaten çok aşırı yakınlığın getirdiği ilişki problemleri de oluyor. Karşı taraf bağımlı oluyor ve ondan ayrı bir şey yapamaz hale geliyor. Bu durum diğer tarafı da bunaltan bir şey. Yani iki taraf da bunalmış oluyor aslında. O yüzden biz demek değil birlikte olabilmek, ayrı zamanlarda bireyselliğin de desteklendiği bir şekilde birlikte olabilmek, sağlıklı olandır.

-Yani kişi kendinden çıkıyor ve aslında çok büyük bir şekilde  taviz vermiş oluyor.

Tabii ki, tabii ki bu sağlıklı değil ve gerçekçi de değil. Yani öyle çiftler görmüyor muyuz? Evli değil ve evlilik öncesinde bütün gün rapor veriyor nerede olduğuna dair. Bu sağlıksız. Ya da evli ama mesela eşi diğer odada kitap okuyor, ona diyor ki, illa ‘yanıma gel birlikte televizyon izleyelim’ karşı taraf da ‘ben şuan kitap okumak istiyorum ya da farklı bir şey yapmak istiyorum’ diye söylüyor. ’Ne yapacaksın orada tek başına?’ Bu durum sağlıksız. Onun da ayrı bir vakit geçirmeye ihtiyacı var. Bilakis ayrı zamanlar ilişkiyi güçlendiren bir şeydir. Ayrı vakit geçirmek… Çünkü neden biliyor musunuz? Özlüyorsunuz değil mi? Özlemek devreye giriyor işin içine. Sürekli iç içe olduğunuzda özleyemezsiniz bir insanı. Bir arkadaşınızla sürekli vakit geçirirseniz ‘yani zaten hep yanımda’ diye düşünmeye başlarsınız. Ama çiftlerin kendilerine ait ayrı zamanları olduğunda ya da çiftler ayrı vakitler geçirdiklerinde birbirlerini özleyecekler. Aslında bu anlamda iyileştiren ve güçlendiren bir taraf özlemek.

ÇAĞLA: Hocam Yıllardır süregelen bir düşünce var. Sizce evlilik aşkı sahiden öldürür mü? Hani kavuşamayınca aşk olur derler gerçekten böyle mi?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Şöyle ki aşk aslında bir idealizasyon sürecidir. Karşı tarafı idealize ediyoruz. Ama idealizasyon ne yazık ki bir yanılsama, bir illüzyon aslında. Evlilik ne biliyor musunuz? Aşkın daha gerçeğe dönüştüğü bir şey. Ama aşırı idealizasyonun olduğu yerlerde karşı tarafın hiç mi kusurları yok? Düşünsenize karşı tarafı ben her zaman şık görüyorum, yanıma  ya da buluşmaya gelirken çok güzel kıyafetleriyle oluyor. Ama evde saç baş dağınık ya da pijamalarınızla doğal halinizle oluyorsunuz. O idealizasyon sürecinin kırılması oluyor. ‘Evlilik aşkı öldürür’den kasıt şu; idealizasyondan gerçeğe dönüş aslında. Bana kalırsa bir gerçeklik var evlilikte. Gerçek hayat var, gerçek sorumluluklar var. Hele ki bir çocuğun olduğu yerde yani mantığın devreye girilmesi gereken, sağlıklı olan bir yer var. O yüzden aşk evliliğe itici bir güç olabiliyor. Ama çiftlerde şu olmamalı. Mesela -ben bunu çok fazla çalışıyorum- ‘evlenmeden önce eşim şöyleydi ya da evliliğin ilk zamanları böyleydi çok değişti.’ Hayır değişmedi. Aslında daha gerçeğe döndünüz. Evlilik, bir anlamda gerçeğe dönüş.

ZEYNEP: Bazen çiftlerden birisi mantığı ile kalbinin çeliştiğini söylüyor. Sizce bu kişi nasıl bir yol izlemeli?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Yani şöyle, tabii o duruma göre, kişiye göre, yaşadığı problemin cinsine göre değişir hani direkt bir şey söylemem ne kadar doğru olur? Orada duygular da olmalı. Çünkü duygular bize hayatta yol gösterir. Mesela korku duygumuz olmasaydı insanlar çok büyük riskler alırlardı. Korku bizi koruyan bir şey. Tabii ki biz bir insanla birlikteliğe karar vermeden önce duygularımıza da bakmalıyız. Ama tek itici güç bu olmamalı. Orada mantığın da devreye girmesi gerekiyor. Bir de buradaki en büyük püf noktası ne biliyor musunuz? Kişinin kendini tanıması. Yani bazı insanlar ilgiyi sever, daha romantiktir o beklentisinin hiç karşılanmayacağı bir kişiyle zorluk yaşayabilir. Ama bazı insanlar duyguların aşırı yaşanılmasını istemez, romantik değildir, yanında birisi olsun, bir arkadaşı olsun yeter. Biraz da kişinin beklentisiyle alakalı duygu ve mantık durumu, ama bana kalırsa ikisinden de olmalı. Tek mantıkla yapılan ilişkiler de sağlıklı değil. O zaman hoşlanmadığınız, yakınlık hissetmediğiniz insanla bir şirket kuruyorsunuz gibi oluyor. (gülümsüyor) Hem duygudan hem de mantıktan olmalı. Kişinin orada kendini tanıması daha merkezi bir şey.

ÇAĞLAEvlendikten sonra bazen çiftlerden biri “o evlendiğimizde böyle değildi, ne oldu da değişti” gibi bir duygu durumuna giriyor. Sizce bu safhaya gelmemek için çiftler ne yapmalı ya da bu durum oluştuktan sonra ne gibi yol izlemeliler?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Bu kolay değil aslında, neden biliyor musunuz? Öyle bir şey ki, bir duyguya kapıldığınızda o duygu sizi götürüyor. Yani  o duygunun böyle evliliğe doğru götürdüğü durumda biraz farkındalığa varmak zor olabiliyor. Ama en azından hani bir olayın 1 birim şiddeti vardır bir de 10 birim şiddeti vardır. Çiftler şunu düşünebilir; burada bir gerçekliğe dönüş yaşadım. Ben huylarını öğrendim, birlikte yaşama becerisini, bir sürü şeyini öğrendim. Ama bu şiddet 10 birim kadar olmamalı. Yani aslında ‘ben gerçeğe döndüm’ diye düşünmeli . Her insanın kusurları yok mu her insanın artıları eksileri yok mu? Hele ki bir evde yaşayınca bunun farkına varıyorsunuz. O anlamda hayal kırıklıklarını çok abartmamak gerekiyor. Şimdi ‘bana şunu dedi, bunu dedi. Annesi eve gittiğimde bardağı şöyle koydu…’ Bunlara takılırsanız hayat yaşanmaz. Çünkü kimse size kraliçe ya da prens-prenses gibi davranmaz. Ne yapacaksınız? Problem yaşadığınız yerde mesafe ayarları yaparsınız. O kişiyle ilişkinizi mesafelendirirsiniz. Ya da atıyorum geniş ailede, ilişkileri çok keskin bir şekilde bitirmek sağlıklı değil. Daha gerçeğe yakın bir şekilde yorumlamak gerekiyor.

ZEYNEP: Bir makalenizde ilişkiler hakkında “doğal, akıcı, sereserpe olunabilen bir ilişki keyif alınan bir yapıdır ve çiftler içinde yaşarken doyum alabilmektedirler.” diye söz etmişsiniz. Peki doğal, akıcı, sereserpe olunabilen bir ilişki nasıl olur bunu biraz açabilir misiniz?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Evet, yine ilk sorularınızda bahsettiğimiz gibi sağlıklı ilişki için ne gereklidir? Sağlıklı iki insan. Zaten sağlıklı bir insan doğal davranır, açık davranır, şeffaf davranır. Kendisini açar karşı tarafa çok rahat bir şekilde. Siz bir şeylerinizi saklıyorsanız, karşı tarafta rahatsız olduğunuz yerler var ve bunu kibar bir dille karşıya ifade etmiyorsanız doğal olamazsınız, sereserpe de olamazsınız. Ama kötü olan şu ki ilişki bunu affetmiyor. Mesela bir çift geldiğinde bana kişiler soruyorlar. ‘Hocam hangimiz haksız siz bize gösterin’. Ben diyorum ki ne siz suçlusunuz ne siz. Ama ilişkiniz sizinle ilgili kararı verir. İlişki bu iki insan arasında üçüncüdür. Ben aranızdaki üçüncüye bakıyorum. O kişiler başka kişilerle ilişkiler kurup farklı ilişki modelleri yapabilir. O yüzden aradaki ilişki önemli. İlişki  doğal olmayan kişilerden intikamını alıyor. Kendisini açmayan kişilerden; rahat, sereserpe olmayan kişilerden, intikamını alıyor ve sağlıksız yapılanma oluyor. Orada kişinin -yine aynı temaya geri dönüyoruz- kendini tanıyabilme becerisi çok önemli. Çünkü kendisini bilen insan sorunlarını rahatça ifade eder. Şundan rahatsız oluyorum, der ya da bunu yapmanı istemiyorum, der. Sereserpe yani. Ama acaba benim hakkımda ne düşünür? Şöyle yapsam mı, ya da şunu yapmasam mı diye düşündüğün yerde sereserpe olamazsın. Bu aslında her ilişkide önemli bir şey.

ÇAĞLA: Hocam bildiğiniz üzere internet çağında yaşıyoruz. Hepimiz bir nevi bu sanal aleme mahkum olmuş durumdayız ve insanların çoğu bu sanal alemde etkileşim halinde. Sanal ortamda kurulan bir ilişkinin temelleri sizce sağlam atılmamış durumda mı? Gerçek ortamdaki ilişkiyle arasında bir farklılık var mı?

Yani şöyle yüz yüze olmayan bir ilişki ya da birlikte vakit geçirilmeyen bir ilişki olmaz. Ama bir başlangıç olabilir, bir tanışma gibi olabilir ama yine de büyük riskler barındırıyor. Neden? Çünkü sanal dediğimiz şeyin arkasında ne var bilmiyoruz. Bu kişiyle biz mesela üç ay, dört ay görüşürüz sanal alemde ama aynı o aşk sürecindeki gibi kafamızda bir gerçeklik oluştururuz. Ben birisiyle bir çay kahve içtiğimde oturduğumda onu görüyorum. Bana bakışlarını görüyorum. Nasıl davrandığını görüyorum. Bana ne hissettirdiğini anlıyorum. Ama sanal dünyada his yok sadece kelimeler var kelimelerin zihnimizde olan  yansıması var.  Kelimeler…  Bizim atıflarımız var. Mesela atıyorum işte bana şu cümleleri yazdı. Ya da bana şunları söyledi, gibi. Yüz yüze görüşme, aynı ortamda  bulunma en güzeli ve sağlıklı olan ilişki budur. Ki o bile yeterli değil belli bir süre geçmesi lazım tanımak için. O anlamda sanal ortamda ilişki, ne yazık ki sağlıklı olmuyor.

ZEYNEP: Sizi derinden etkileyen hiç unutamadığınız ya da çok zorlandığınızı düşündüğünüz bir görüşmeniz oldu mu?

Evet çok fazla görüşmelerimiz oluyor. Yani genel olarak bahsedersem tabii zorlandığım yerler şöyle olabiliyor; Mesela boşanma öncesindeki dönemlerde çiftlerin birbirlerine söyleyemedikleri oluyor. Bu durumda tek tek seanslarda ben görüşüyorum. Aslında boşanma aşamasına gelene kadar keşke bu söylenmeyenler, bir türlü karşı tarafa ifade edilebilseydi belki evlilik biraz daha yoluna girebilirdi. Yani şu anda danışanlarımdan dolayı spesifik bir vaka bahsetmem de çok uygun olmayabilir. Ama genel olarak beni sarsan bir deneyime baktığımız zaman üzüldüğüm yani benim biraz daha duygularımın girdiği yer, söylenilmeyenler kısmı oluyor; eşlerin tek olduğunda bana aktardıklarıyla çift olduklarında bana aktardıkları çok farklı.

İlginç bir şekilde bazı çiftlerde, bazı şeyleri birbirlerine aktaramadıklarını görüyorum. Yani şöyle söyleyeyim; problemi zorlaştırıyorlar aslında, nedense o araya ego mu giriyor bir şey giriyor karşı tarafa kendi duygularını aktaramıyorlar. Mesela seanslarda, erkek kadın fark etmiyor, ağlayan danışanlarım oluyor. Bunu keşke eşime söyleseydim ya da şöyle olsaydı, böyle olsaydı diye söylüyorlar. Aslında bu karşı tarafa duygularını aktaramamakla ilgili bir problem. Biraz da bizim kültürel kodlarımız da bu var. Mesela erkek adam güçlü olmalı ya da gururlu olmalı. Ama ne yazık ki ilişki bunu kaldırmıyor ve affetmiyor. Fakat boşanmanın da bazı durumlarda gerekli olduğu yerler var. Yani sağlıksız bir evliliği sürdürmek yerine eğer ilişkiye, çiftlere ya da çocuklara çok zarar veriyorsa tabii ki sağlıklı bir ayrılık daha doğru ancak yapabilecek şeyler varken de gereksiz bir boşanma doğru değil. Tabii ki bu evliliği sürdürebilmek lazım, o anlamda sağlıklı durumla sağlıksızı ayırt etmek gerekiyor.

ÇAĞLA: Son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?

AYŞENUR BAYRAKTAR: Şöyle diyebilirim; Bence “ilişkiler” bir psikoloğun kesinlikle çalışması gereken alanlardan. Peki neden? İlişkiler derken, sırf romantik ilişkiler değil, bizim danışanla kurduğumuz ilişki, ailemizle kurduğumuz ilişki, arkadaşımızla kurduğumuz ilişkiler var… Seminerde de bahsetmiştim; Keşke ilişkilerle ilgili bir ders olsa. Hayatımızın o kadar merkezinde ki bu yakın ilişkiler… O yüzden genç meslektaşlarıma ya da sizin gibi psikolog adaylarına tavsiyem, bu alanda özellikle bu yakın ilişkilerle ilgili çalışmalara çok fazla yoğunlaşmaları. Çünkü bu çok merkezde olan bir alan. Başarılı bir insanı, iyi bir ilişki kurmamak onun başarısını düşürebiliyor.  Bakıyorsunuz bir kişi çok başarılı değil ama çok iyi ilişkiler kuruyor ve o ilişkiler sayesinde bir yerlere gelebiliyor. Evet ilişki kurma becerisi hayatın tam merkezinde olan bir şey. Aile terapisi de çok önemli bir terapi ekolü. Ben, bunun da ileride çok fazla büyüyeceğini ve çok revaçta olacağını düşünüyorum. Çünkü neden? Aile sistemleri artık değişiyor. Mesela boşanmalar çok fazla artıyor. Aile sistemindeki değişikliklere sağlıklı müdahaleler yapılması için iyi uzmanların bulunması gerekiyor. Aile terapisinin ileride çok fazla gündemde olacak bir terapi ekolü olacağını düşünüyorum. Kendi ekolüm diye tabii ki üstünde çok durdum. İlerde meslektaşlarıma da aile terapistliği alanında kesinlikle çalışmalarını tavsiye ediyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.