En Sosyal Blog

UYGARLIKTA NİRVANA: HELSİNKİ

UYGARLIKTA NİRVANA: HELSİNKİ

Finlandiya denilince aklımıza ilk gelen kelimelerden birisi ‘soğuk’ değil mi? Bence bilinçaltımıza yerleşmiş yanlış veya kısmen yanlış diye nitelendirebileceğimiz bilgilerden birisi de Finlandiya’nın bize soğuğu çağrıştırması. Ilıman bir iklimden gelince bu coğrafyada elbette soğuğu hissediyorsunuz. Fakat soğuk havasından önce ‘medeniyet’ , ‘uygarlık’,  ‘doğaya ve insana saygı’ gibi daha birçok niteleme çok daha gerçekçi bir biçimde ifade ediyor Finlandiya’yı ve başkenti Helsinki’yi.  Öyle ki daha havaalanına indiğiniz anda bile hissetmeye başlıyorsunuz farklı bir atmosferin içinde olduğunuzu. Daha şehre ayak basmadan uçakta bir taraftan mis gibi kokan kahvemi yudumlarken bir taraftan da yüzlerce adacık ve yemyeşil ormanların olağan üstü görüntüsünü izlemek bile bana çok iyi geldi doğrusu.

Aslında bu nitelemelerin genel olarak İskandinav ülkeleri için geçerli olduğunu söyleyebiliriz ancak ben Helsinki’de doruğa ulaştığını hissettim. Çeşitli uluslararası endekslerde, gelişmişlik ile ilgili göstergelerde Finlandiya her zaman en üst sıralarda yer alır. Mesela, yolsuzluklar konusunda. Onun dışında benim araştırmalarımla tespit edebildiğim, Finlandiya’nın dünyada ilk sıralarda yer aldığı endekslerden bazıları şunlar; Kişi başına düşen en fazla göl, ağaç, sauna, Nokia, F1 pilotu, bedava eğitim ve sağlık, tasarımcı, reçel, kablosuz internet, geyik ve somon! İtiraf edin şuan bavulunuzu toplayıp burada yaşamak istediniz değil mi? Geyik demişken altta fotoğrafını paylaştığım adeta damak çatlatan geyik eti lezzeti için bile gidebilirsiniz buraya, benden söylemesi. Bu arada bir not daha; ülkedeki sauna sayısının araba sayısından daha fazla olduğunu duymuş muydunuz?

Nokia’dan sonra en büyük teknoloji ürünleri Linux zannedersem. Ücretsiz bir bilgisayar işletim sistemi olarak Bill Gates’in korkulu rüyası olan Linux, Linus Torvalds isimli bir Finli bilgisayar mühendisinin icadı. Büyük bir farkla, Bill Gates gibi ismini en zenginler sıralamasında görmüyorsunuz, çünkü Linux’u açık kaynaklı bir yazılım olarak piyasaya sürmüş. Linux’un hikayesi Fin insanı hakkında ipucu veriyor bize. Gayet tok gözlü, adil, hırslarından arınmış bir izlenim sunan Finliler, refaha ulaşmanın tek yolunun kapitalizm olmadığını ispatlamışlar.

Helsinki’ye gelecek olursak; şehir merkezi küçük sayılır, birkaç tarihi yer, bir iki ada dışında çok fazla turistik gezi yapabileceğiniz yer yok doğrusu. Ancak hepsinin de görülesi yerler olduğunu belirteyim.  İnternette araştırma yaparken not aldığım neredeyse her yeri gün içinde çok rahat bir şekilde dolaştım. Kısacası hemen her yer aynı bölgede. Bu arada unutmadan söylemem gereken bir diğer konu, şehir daha önce gezdiğim Dublin’den bile pahalı ve nerdeyse 3 dükkandan biri kuaför dükkanı.

İlk olarak Uspenski Katedraline gidiyorum çünkü burası Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks kilisesiymiş. Altın kubbeli yapı masallardaki şatolara benziyor ve mimarisi gerçekten büyüleyici. Kilisede bulunan 12 kubbe, İsa’nın 12 havarisini simgeliyormuş. Katedrale giden yoldaki insanların aşklarının ölümsüz olması için astığı rengârenk asma kilitler ise ayrı bir güzellik. Şehirde bir de Helsinki (Lutheran) Katedrali bulunmakta; belki de sade bir tasarımı olduğundan pek ilgi çekici gelmedi bana.

Katedralin sonrasında Design Museum adında küçük ama etkileyici bir müzedeyim. Burada sergilenen tasarımları, özellikle de mobilyaları görünce anladım ki, şu an etrafta gördüğümüz koltuk, sandalyelerin çoğu bunlardan esinlenilen şeyler, hatta belki kopyaları…

Açlıktan ölmek üzereyken Leonardo adında güzel bir restorana attım kendimi. Burası tesadüfen karşıma çıkan ve adından da tahmin edebileceğiniz üzere İtalyan mutfağı özleminizi giderebileceğiniz bir yer. Keşke başka bir şey dileseymişim çünkü canım pizza çekiyordu. Unutmadan deniz ürünlü pizzasının oldukça güzel olduğunu belirteyim.

Helsinki Senato Meydanı’nda Rus Çarı II. Aleksandr’ın heykeli var. Düşünün, demokratik bir ülkenin senato meydanında orayı işgal etmiş başka bir ülkenin çarının heykeli. Finliler, belli ki şehirlerinin inşasında önemli katkı sağlayan Rus Çarına küçük bir teşekkürü borç bilmişler. Şehirde çarın adını taşıyan bir bulvar dahi var!

Havis Amanda Denizkızı Heykeli,  hikayesine çok güldüğüm bir heykel. Rivayete göre 1860 yılında belediye esnaftan topladığı paralarla meydana çıplak bir denizkızı heykeli dikmiş. Meydan esnaflarından birisi bu çıplak heykel için ‘ ben böylesi bir sanat istemiyorum’ demiş ve toplanan paraya katılmamış. Sonra ne olmuş dersiniz? Belediye heykelin kalçasını esnafın dükkanına dönük olarak yerleştirmiş. Çok manidar değil mi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.