En Sosyal Blog

Türkiye Felsefe Tarihi ve Ahmet Cevizci Hakkında

Türkiye Felsefe Tarihi ve Ahmet Cevizci Hakkında

Eğitim bir toplumun refah seviyesini yükselten en büyük değerdir. Sermayedir demiyorum, değerdir diyorum! İdare edenler, eğitilmemiş bir topluma istedikleri her şeyi dayatabilir, yaptırabilir ve onları rahatlıkla kontrol altına alabilirler. Bu nedenle Osmanlı’da eğitime sadece Kur’an ve din öğretimi olarak bakılmış ve daha fazlasının tehlikeli ve sakıncalı olduğu düşünülerek pozitif bilimlerin okutulması yasaklanmıştır.

İlkçağ Yunan filozoflarının eserlerini Latince’den Arapça’ya çeviren İslam bilginleri aslında dolaylı da olsa Avrupa’nın Ortaçağ karanlığını yırtmasını sağlamışlardı. Bu eserlerden bi-haber olan ve kilise engizisyonu pençesinde kıvranan kapalı Avrupa toplumu, Platon’la, Aristo’yla, Sokrat’la ve diğer Yunan filozoflarıyla, Endülüs’ü ele geçiren İslam Devleti sayesinde tanışmışlardı. İslam bilginlerinin çevirdikleri eserler Avrupa’da aydınlanmanın ilk işaret fişeklerinin çakmasına neden olmuştu.

Anadolu toprakları ise coğrafi olarak Yunan Yarımadası’na daha yakın olmasına ve uzun bir süre Yunan topraklarının Osmanlı’nın elinde olmasına rağmen aydınlanmanın ve bilginin öneminden uzak bir durumdaydı. Yani idare edenler, halkın çok şeyi bilmesini istemiyorlardı! Çünkü böyle bir toplumu idare etmek daha kolay ve sorunsuzdu.

Felsefe, insanın düşün yaşamının binlerce yıl biriktirdiği söylemlerin bir bileşenidir. Ne başı ne de sonu vardır. Düşünme eylemi var olduğu sürece bu faaliyet de var olacaktır. Ne bir bilim, ne de bir disiplindir! Bakmayın başlarında prof, doç, gibi sıfatlar bulunan felsefecilere! Felsefe için bunlara ihtiyaç yoktur, her insan aslında düşündüğü kadar bir filozoftur.

Felsefe, hiçbir soruya kesin cevap vermeyen bir uğraştır. Oysa ki bilim öyle mi? Bilim sürekli cevaplar peşindedir. Felsefe de ise kesinlik, netlik yoktur! Her şey flu ve esnektir. Çünkü düşünmenin sınırı yoktur. Soru sorarak ilerlemeye çalışır ve cevap bulmaya odaklanan pozitif bilimlerden bu yönüyle çok farklıdır. Doğanın ve insanın varlığını sorgulaması, aslında işin nirengi noktasını oluşturur. Tarihsel olarak ontoloji, insanın varoluşsal problemini sorularla delik deşik ediyor, bu da din adamlarını kızdırıyordu. Bu nedenle Osmanlı’da felsefe eğitimi çok zaman yasaklanmış yada İslam Felsefesi’nden öteye gidememiştir.

*****

Türk Aydınlanması, Cumhuriyet’le beraber başladı. Eğitimde kız-erkek eşitliği, laik eğitimin beyinleri açması, din temelli eğitimden uzaklaşılması, eğitimin köylere kadar yaygınlaştırılması ve zorunlu kılınması gibi radikal dönüşümler bizdeki aydınlanmanın başlangıcı olmuştur. Felsefe eğitimi de bu aydınlanmadan nasibini almıştır. Görece biraz daha felsefe eğitimine önem verilmiş, Hitler Almanyası’ndan kaçan Yahudi profesörlerin bazıları Türkiye’deki üniversitelerde bu alanın kürsülerini kurmuşlardı. Modern felsefe eğitimi bu yıllarda pozitif bir ivme kazanmıştı. Ama Atatürk’ten sonrası yine felsefenin gerileme dönemidir! Ders saatleri azalan, soru sormak yerine felsefenin tarihini irdeleyen, Aristo ve Platon’un bazı görüşlerini aktarmaktan öteye gidemeyen felsefe dersleri, pek de felsefeye yaraşır biçimde işlenmiyordu. Nedense bu düşünme eylemi, Ortaçağ’da olduğu gibi modern çağda da yöneticileri rahatsız ediyordu.

Halbuki, felsefe eğitimi vermek çok maliyetsiz bir şeydir. Küçük bir derslik, biraz kitap ve öğrencinin beynini zorlayacak bir eğiticiden başka bir şey istemez. Pozitif  bilimler gibi laboratuvara, aletlere, deneylere ihtiyaç duyulmaz. Defter ve kalem bile gerekmez çoğu zaman. Sonuçta düşünme odaklıdır! Ama nedense sürekli bir gerileme var bizim felsefe eğitimimizde. Üniversitelerde felsefe bölümleri artık öğrenci bulmakta zorlanıyor. Neden? Nedeni basit, felsefe mezunu bir kişinin iş olanakları yok denecek kadar az ve felsefe eğitimi için gerekli öğretmen sayısının çok çok üstünde mezun veriliyor. Üstelik liselerde de felsefe ders saatleri düşürülüyor ve yerine başka dersler ikame ediliyor. Yani felsefe mezunu bir genç felsefe öğretmeni olayım dese, kontenjan azlığından şansı yüzde birlere kadar düşük oluyor. Sonuçta bir kaç felsefeci dışında bu olaya karşı koyan da yok, irdeleyen de! Varsın felsefe eğitimi olmasın bu ülkede, ne çıkar ki? Koca koca imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri harıl harıl beyni kitlenmiş talebeler yetiştiriyorken, felsefe gibi dinsiz(!) meşguliyeti varsın okutulmasın!

Yıllar önce 2014’ün son ayında ülkemizin en çalışkan ve üretken felsefecilerinden Ahmet Cevizci vefat etmişti. Hiç bir basın yayın organında haber olmamıştı. Ahmet Cevizci’nin nasıl üretken bir felsefeci olduğunu görmek isteyenler, bir kitabevinin felsefe kısmındaki kitapları inceleseler ne demek istediğimi anlayacaklardır. Hani şu Aziz Nesin‘e ithafen söylenen bir laf vardır; “boyundan büyük kitap yazmıştır” diye, aynı şey Ahmet Hoca için de söylenebilir. Felsefe çevreleri ve öğrencileri bilirler ama Ahmet Hoca’nın bu ülke felsefesine kattıklarını çok kişi bilmez maalesef!

Anadolu topraklarına dönersek!

Aslında bu topraklar felsefenin yabancı olmadığı topraklar. Bundan tam 2500 yıl önce ünlü Yunan filozofu Aristo(teles), bugün Çanakkale’nin köyü olan bir yerde felsefe okulu kurmuş ve 3 yıl boyunca felsefe dersleri vermişti. Şimdilerde bazı felsefeciler O’nun izinden gidiyorlar ve aynı yerde felsefe dersleri vererek, üretmeye çalışıyorlar. Sadece Aristo değil bir çok filozof Anadolu topraklarında yetişmiş ve felsefe okulları kurmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.