En Sosyal Blog

Plastik Dünya – Plastiğin Zararları

Plastik Dünya – Plastiğin Zararları

Etrafımız, içeriğini bilmediğimiz milyonlarca plastik ürünle dolu. Elimizin altındaki dizüstü bilgisayarı, bardağımızı sıcacık suyla doldurduğumuz su ısıtıcısı ve az önce bir yudum aldığımız su şişemiz. Plastik her yerde.

Çevremizdeki objeleri çoğu zaman o kadar içselleştiriyoruz ki, hiç birinin içeriğini sorgulamıyoruz, neden yapıldığını, hangi kimyasallardan oluştuğunu, hangi şartlarda o hale geldiğini düşünmeden kullanmaya devam ediyoruz. Ancak ne yazık ki, bu esnada, birçok zararlı kimyasalın -çoğu uzun vadede gözlemlenebilen-  yan etkilerine maruz kalıyoruz.  Ama bunun farkında bile olmuyoruz.

Bu tarz sorgulamaları yapmama sebep olan olay, bu hafta izlediğim, 2009 yapımı Plastik Dünya isimli bir belgeseldi. Avusturyalı film yapımcısı ve yönetmeni Werner Boote tarafından çekilen filmde plastik sektörünün hayatımızın içine ne kadar çok girdiğini ve toplumun bu konuyla ilgili bilgisizliğinin boyutu, bazen eğlenceli, bazen de oldukça şaşırtıcı bir şekilde anlatılmaktaydı.

Evinizde ne kadar plastik malzeme var? Filmde birçok ailenin yaptığı gibi, biz de evimizdeki plastik eşyaların tamamını toplayıp dışarı çıkarsak, muhtemelen hiç tahmin etmeyeceğimiz bir sayıyla karşı karşıya geliriz. Peki, kaç tanesi içinde zararlı kimyasallar içeriyor? İşte bunu bilmek maalesef güç, çünkü Boote’nin de araştırmalarının gösteriyor ki, birçok şirket, ürünlerinin içeriğini tüketicilerle paylaşmak istemiyor. Bu yüzden de aldığımız herhangi bir plastik ürünün hangi olası zararlı kimyasalları içeriyor olabileceği ile ilgili pek bir fikrimiz yok.

Elbette, meraklı bir insansanız, kullandığınız şeyleri sorguluyorsanız ve pek tabii kimya ile ucundan kıyısından da olsa ilgiliyseniz, en azından zararlı kimyasallar hakkında az da olsa bir bilginiz vardır. Bu yazımda, Boote’nin bana verdiği ilhamla yola çıkarak, sizlere günlük hayatta kullandığımız plastiklerin içeriğindeki bazı zararlı kimyasallardan bahsedeceğim.

Bu maddelerden ilki ve en çok tartışmaya açık olanı Bisfenol A. İki fenol ve aseton fonksiyonel gruplarının birleşmesi ile oluşan bu organik molekül, Polikarbonat olarak bilinen termoplastiklerin üretiminde kullanılmakta1. Dünyada yaklaşık 2-3 milyon tonu aşkın bir üretim miktarı olan bu madde, birçok plastik, naylon ve polyesterin üretiminde etkin bir rol oynuyor.

Polikarbonat(PC) ve türevi şeklinde oluşturulan plastikler, oldukça güçlü karakteristiklere sahip oldukları için (Kullanım sıcaklığı arası, Işık geçirgenliği vs.), üretimde en sık tercih edilen türler arasında. Bu da kuşkusuz PC tüketimini vaz geçilmez kılıyor. Bu nedenle, sert, şeffaf plastiklerin birçoğu – oyuncaklar, biberonlar, konserve kutuları ya da meyve suyu kutuları-PC plastiğinden yapılmakta.

Bisfenol A molekülünün bu maddelerin kullanımı esnasında buhar yoluyla, ya da ısıl ve basınç gibi etkilerle besinlere ve vücuda karıştığının keşfedilmesinin ardından, bu maddenin vücuttaki zararları daha etraflıca araştırılmaya başlanıyor. Bunun sonucunda, molekülün östrojen hormonunu taklit edebildiği, bunun da organizmalarda hormonal dengesizliklere ve üreme sisteminde bozukluklara yol açtığı keşfediliyor. Ayrıca karaciğerde işlev bozuklukları, obezite ve çeşitli kanser türlerinin de vücuttaki bisfenol birikimine bağlı olarak tetiklendiği belirtiliyor1.

Bir süre sonra Amerikan Yemek ve İlaç Dairesi (FDA) ,bu molekülün vücuttaki birikimin tahmin edilen ve belirtilen kadar fazla olmadığını, bunun herhangi bir hayati tehlikeye yol açmayacağını açıklıyor5. Ancak, dikkat çekilmesi gereken nokta şu ki, çocuklardaki birikimle yetişkinlerdeki birikimin oranı birbirinden farklı.  Küçük çocukların maruz kaldığı seviyenin fazlalığından bağımsız olarak, BPA,  erken ergenleşme, hiperaktivite, bağışıklık sistemi değişiklikleri ve düşük sperm sayısı gibi problemlere yol açabiliyor.

BPA’nın kalp ve damar hastalıkları üzerindeki olumsuz etkileri üzerine Journal of American Medical Association dergisinde yayımlanan bir başka araştırmaya göre de bu madde damarlarda daha çok yağ birikmesine yol açıyor ve insülinin işlenmesi sürecine müdahale edebiliyor6. Yani özetleyecek olursak, bu tartışmalı görüşlerin gölgesinde, BPA içeren plastik maddeler, bizleri ölümcül olarak tehdit etmiyor olsa bile, yaşam kalitesine oldukça büyük bir tehdit oluşturuyor.

BPA hakkında süregelen tartışmalara ve güncel bulgulara 3 ve 4 numaraları kaynakçalardan ulaşabilirsiniz.

Şimdi bu tartışmalı maddeden, zararlılığı konusunda daha fazla bilgi sahibi olduğumuz ikinci maddeye geçelim. Polivinilklorür yani daha çok duyduğumuz adıyla PVC olarak bilinen plastikler, vinil klorür molekülünün polimerleşme reaksiyonu ile oluşan polimerlerdir7. Oldukça geniş bir kullanım alanı olan bu plastik, kimyasal endüstrisinde en değerli ürünlerden biridir.

Aslında polimer hali ile geri dönüştürülebilir bir kimyasal olan PVC’nin, kendisi kadar masum olmayan monomeri vinil klorür, oldukça zararlı bir madde. Boote’nin araştırmalarına göre, 1960’ların sonlarına doğru bu maddenin, yani monomerin, fabrikadaki üretimi esnasında, çalışanların ellerinde el ve ayaklardaki kemik uçlarının deformasyonu olarak bilinen ve akroosteoliz8 adı verilen bir hastalığa yol açtığı fark ediliyor. Bunun sonrasında yapılan araştırmalarda, vinil klorür molekülünün, başta sinir sistemi olmak üzere vücuttaki birçok sisteme zarar verdiği ortaya çıkıyor. 1970’lerin sonuna doğru, bu maddenin özellikle karaciğer kanserinin az rastlanan bir türü ile doğrudan bir bağlantısı olduğu ortaya çıkıyor9. Buna ek olarak, PVC’nin geri dönüşümü de, hem doğaya hem de insanlara zararlı maddeler yaydığı için riskli.  Yakılması durumunda, içeriğindeki klordan dolayı dioksinlerle beraber asidik bir gaz ortaya çıkardığı bilinmekte Düzenli depolama durumunda ise, yer altı su kaynaklarını tehdit edecek maddelerin açığa çıkmasına sebep olmakta. Tüm bu sebeplerden ötürü, halojen içeren polimerlerin üretimi “Rosh testi” olarak adlandırılan ve halojen varlığını tespit eden bir deneyle engellendiği bilinmektedir11. Bugün üretimi ve kullanımı bir çok ülkede sıkı kurallarla denetlenen PVC,  BPA gibi, yaşam kalitesini tehdit eden bir ürün olarak oldukça dikkatle yaklaşılması gereken bir maddedir.

Bahsedeceğim son madde, ftalat olarak adlandırılan,  plastiklerin esneklik, dayanıklılık ve benzeri farklı olumlu özelliklerini artırmak için içeriklerine eklenen kimyasallar. Ftalik asidin monohidrik alkoller ile yaptığı diesterlerden oluşan bu maddeler, sudaki çözünürlükleri oldukça düşük yağdaki çözünürlükleri fazla olan bir yapıdadırlar12. Plastikleştiriciler olarak bilinen ftalatlar, zamanla koparak yayılan bir özelliğe sahiplerdir ve %90 ı yumuşak PVC yapımında kullanılmaktadır.

Ftalatlar türlerine bağlı olarak uçucu da olabilmekte, solunum yolu ile de vücuda alınabilmektedir. Bunun sonucu vücutta kanserden kısırlığa, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarından erken ergenliğe, astımdan, hormonal bozukluk ve doğum anomalilerine pek çok sağlık problemi meydana gelmektedir.

Bilinen en zararlı iki ftalat türü DEHP ve DBP dir13.  Yapılan araştırmalar, bu ikilinin en çok PVC plastikleri ile kaplanmış olan yiyecekler yolu ile insan vücuduna karıştığını göstermektedir. Karaciğer ve böbrek üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğu araştırmalarla kanıtlanmış olan bu iki molekül, hormon dengelerinin değişmesine yol açarak üreme sisteminde bozukluklara da yol açmaktadır. Greenpeace tarafından13 bebeklerin diş kaşıyıcıları, biberonları ve oyuncaklarında yapılan analizlerde, ürünlerin birçoğunda bu zararlı maddelere rastlanmış, bunun üzerine Avrupa’da birçok ülkede ftalat içeren ürünlerin satışı yasaklanmıştır.

Bilimin ve teknolojinin bize sunduğu kaynaklar genişledikçe, günlük hayatta sıkça kullandığımız ancak farkında bile olamadığımız zararlı maddeleri ayırt etmek gittikçe güçleşiyor. Ve ne yazık ki, aslında bakarsak bu üç madde, üzerine düşülmesi gereken diğer birçok zararlı madde için yalnızca bir başlangıç. 

.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.