En Sosyal Blog

Irkçılık Nedir? – Irkçılığın Çeşitleri ve Kökeni

Irkçılık Nedir? – Irkçılığın Çeşitleri ve Kökeni

Herkesin başkalarında olduğunu düşündüğü şeydir 🙂 Eskiden daha net olarak bir grubun, daha koyu tenlilere veya daha “barbarca yayanlara” üstün olmasına denk geliyordu. Kurumsal olarak kökeninde muhtemelen antik uygarlıkların köleciliği meşrulaştırma ihtiyacı yatıyor.

Kolonyalizm döneminde ek olarak, avcı-toplayıcıları yerlerinden sürmek/öldürmek için dayanak sağladı. Bugün, biraz daha karmaşık şekilde işliyor, çünkü aşağılanan gruplar da kısmen kimlik siyasetini ve bir çeşit “tersine ırkçılığı” benimiyorlar. Buna çare arayanlar da kimlik üzerinden gittiklerinden, “ırkçılık sadece müreffeh gruplar için geçerli” diyerek, bunu görmezden geliyorlar.

Keza, kurumlar da pozitif ayrımcılık uygulamaları nedeniyle, “ayrıcalıklı” olduğu varsayılan kesimlerin tepkisini çekiyor (işyerinde beyaz bir erkek oluduğu için terfi edemeyeceğini öğrenen bir gencin durumu).

Tabii tartışmalarda “tersine ırkçılığın” yaygınlığı ve beyazların mağduriyeti bir miktar abartılıyor. Neticede, bu koşullarda çözüm üretilemiyor. Vurgulamak istediğim, ırkçılığın, bireysel/toplumsal ve kurumsal düzeyde zamana ve koşullara göre oldukça farklı şekillerde işleyebileceği.

Irkçılığın Kökeni

Kökeni grup aidiyetine dayanıyor. Ancak tarihe bakarsak, bilgi ve kültür alışverişinde bulunan insan grupların daha hızlı geliştiğini görürüz. Aslında gruplar arasındaki benzerlikler, ayrımlardan fazladır. Yani sırf cinsiyetiniz, kültürünüz veya etnik grubunuz aynı diye, rastgele biriyle paylaştığınız ilgi alanları örtüşmek zorunda değil. Irkçılık, bunun tersini iddia ediyor ve etnik kökenin, yeterince sağlıklı bir ayrım olduğunu temel alıyor (bu durumda sadece beyazların yaşadığı bir ortamda hiç suç işlenmez, sadece kadınların çalıştığı şirkette mobbing olmaz vs.) Irkçıların güncel talebi, etnik grupların fiziksel olarak ayrı durmalarına dayanıyor.

Somut olarak, göçmen/sığınmacı düşmanlığı yani. Bu da aslen beyazların icat ettiği neoliberal ekonomiyle çok uyumlu sayılmaz; sanayileşmiş ülkelerde doğurganlık azaldığı için, ucuz ve kalifiye işgücünü ithal etmek zorundalar.

Eskiyle yeninin arasındaki farklardan biri de bu: eskiden köle ve efendinin yaşam alanları iç içeydi; bugün etnik grupların yaşam alanları gettolara ayrılma eğiliminde.

Etnik ırkçılığın pek fazla bilimsel dayanağı yok. Kendine “ari ırk” diyenler, eski göçler ve günlük etkileşim sayesinde başka gruplardan bolca genetik malzeme almış durumda – eğer ekonomik bir üstünlükleri varsa, muhtemelen bu zengin etkileşimin de payı vardır.

Geriye kültürel ve siyasi argümanlar kalıyor. Buradan ilginç bir vaka olarak “ırkçı değilim, çünkü…” argümanlarına bakılabilir. Sırf başka gruplarla iç içe yaşadıkları veya bazı gruplarla dertleri olmadığı için ırkçılıktan muaf olduğunu sananlar var. Bu grupta sıkça ve yukarıda en az bir yorumda “yeterince evrimleşememe” (dikkat buyurun: yeterince evrimleşemediği için ırkçı olanlardan bahsediliyor) suçlamasına rastlayabilirsiniz. İnsanların değiştiremeyecekleri bir özellik nedeniyle aşağılanmaları da sonuçta ötekileştirme ve aşağılama içerir.

Temel güdü, o insanlarla ilgili herhangi bir sorumluluk hissetmeyi engellemek ve kendini üstün görmektir. Bu tür düşünceler herhangi bir yaraya merhem olamaz. O nedenle ayrımcılığı, toplumsal parçalanmayı, cinsiyetçiliği, insan düşmanlığını vs. bir bütün olarak ele almak gerekir. İnsanlar bu devirde ve bu imkanlarla (ucuz iletişim, ucuz gıda, ucuz ulaşım, kolay erişilen bilgi) neden hala ayrımcı davranma eğilimindeler? Nerede hata yaptık?

Irkçılığın Çeşitleri

Irkçılık temel olarak iki şekilde görülür. Bunlar bir arada olabileceği gibi, tekil olarak da görülebilir: İyiyi bir etnik kimlikle özdeşleştirmek ve kötüyü bir etnik kimlikle özdeşleştirmek.

Birinci tipinin 21. asırda pek alıcısı yoktur. Elbette sahte bilim ya da metafizik temelli dayanaklarla iyiyi bir etnik kimlikle özdeşleştiren çevreler dünyanın hemen hemen her ülkesinde vardır ama rağbet eden pek yoktur: İnsanları ve kurumları yönetme yeteneğinin sadece beyazlarda olduğuna, ancak beyazlar yönetimde olursa toplumun refah ve mutluluğa sahip olacağına, insanlığı sadece beyazların ilerletebileceğine inanmak gibi.

İkinci tipi ise bugün en yaygın olanıdır. Dünyada yaşanan bütün kötü şeylerin sebebinin Yahudiler olduğuna inanmak gibi. Suçun sebebinin siyahlar olduğuna inanmak gibi. Bu tekil olarak da görülebilir, ırksal üstünlük savlarına inanmayan, bunları saçmalık olarak gören birinin, kötüyü bir etnik kimlikle özdeşleştirdiğine şahit olabilirsiniz. Birinci tiple birlikte de görülebilir ve genelde kendi etnik kimliğinin üstün olduğu inanışı, diğer etnik kimliği kötülükle özdeşleştirmekten kaynaklanır, ikinci tipin bir sonucudur.

Irkçılığın İlkel Yönü – Hayvanlarda Irkçılık

Ötekileştirme ve örgütlenme olgusu, insana özgü olmayıp doğada gözlemlenmektedir.
Hayvanlarda ‘sürü’, bitkilerde ise ‘tür’ şeklinde.
Sürü ve tür dışı kalanlar, tehtit olarak algılanmaktadır. Sürü ve tür içinde de güvensizlik olsa da, asıl önlem dışarıya karşı alınır.
Aslan sürüsündeki bir aslan bile, sürü içindeki aslanlardan ziyade bir çakaldan çekinebilir, onu tehtit olarak algılayabilir.
Aynı tür bitkilerin, başka türden bitkilere karşı savunma geliştirdiği bilinmektedir.
Burda iki olgu gözüme çarpmaktadır:
1. Aynı sürü üyeleri, ortak alana/ortak yaşam şartlarına sahip olduğu için biribirlerine alışkınlar, duyu organları onların görüntüsünü içselleştirmiş, olumlu algı şekillendirmiş.
2. ‘Bizden birinin faydası dokunur bize, halimizden ancak biz anlarız, yabancının(farklı sürü/tür) bize hayrı olmaz.’ tutumu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.