En Sosyal Blog

Gruplaşma Psikolojisi – Gruplaşmanın Kökeni ve Gruplaşma Deneyleri

Gruplaşma Psikolojisi – Gruplaşmanın Kökeni ve Gruplaşma Deneyleri

Soru:

Bir Deney:Araştırmacı 12 yaşlarında bir çocuk grubunu ikiye ayırarak
ayrı barakalara yerleştirmişti. Çok geçmeden iki baraka arasında alay ve hakaretlerin yayılması hatta eski arkadaşların birbirlerinden nefret etmeye başlamasıyla gerilim baş gösterdi. Zaman içinde iki barakada da saldırgan tavırlı liderler ortaya çıktı.Yani tümüyle keyfi bir ayırmadan, kısa süre içinde sertliği gittikçe artan bir bölünme doğmuştu.

Bu deney hakkında ne düşünüyorsun?

Cevap: Yazdığınız konu William Golding’in Sineklerin Tanrısı kitabının konusunu anlatıyor. Filmini 1990’larda izlemiştim. Bu konuyu çok ayrıntılı inceleyen kişi Cordelia Fine. Başına Buyruk Beyin kitabında çocuklarda ve yetişkinlerde yapılan onlarca deneyi inceliyor. Genelde denekler bir kaç gruba ayrılıyorlar. Örneğin, isimlerinin baş harflerine göre veya üzerlerindeki giysinin renklerine göre ayrı sıralarda oturtuluyorlar. Deneyi yapan araştırmacı, renklere göre veya harflere göre uydurma karakter analizi yapıyor. Denekler birkaç gün sonra kendi renklerine veya harflerine göre kendi grubunu savunma eğilimi gösteriyor. Farklı renkten birisi doğru bir şey söylese dahi, rakip renkteki kişi tarafından yalancılıkla suçlanıyor.

Benzer bir deney ırk ayrımını vurgulamak amacıyla yapılıyor. Bir sınıftaki öğrencilerin büyük bir kısmına beyaz renkte kıyafetler giydiriliyor, çok az öğrenciye ise siyah renkte kıyafet veriliyor. Öğretmen birkaç gün boyunca beyaz renkli olanların zeki olduklarından, gelecekte başarılı olacaklarından bahsediyor. Siyah giyen öğrenciler zamanla kötü hissetmekle kalmıyor, beyaz öğrenciler tarafından dışlanıyorlar. Hatta, yapılan genel zeka testinde de siyah olanlar başarısız sonuçlar alıyorlar.

Beynimiz tamamen aldatmaya yönelik çalışıyor. Gerçeklerle yüzleşmek için programlanmamıştır. Tam aksine, bizi korumak için her tür gerçeği saptırmak için çalışır. Doğan Cüceloğlu belki bin defa söylemiştir: “gerçeğe saygı ülkemizin en önemli problemi”. Ancak gerçeğe saygı okumuş veya okumamış olmakla ilgili değil. Bizzat beynimizin kuvvetli filtresinden kaynaklıdır. Bunun farkına varan bireyler genel kültür seviyesi ne olursa olsun ilerleme kaydedebilirken, farkında olmayanlar ilerlemenin ve işbirliklerinde direnç kaynağı olmaya devam ediyor.

Genellikle başarısız, sorunlu veya dogmatik insanlar eleştirilirken aile ve çevresinin yetersizliğine vurgu yapılır. Ancak gerçek bu şekilde değil; tam aksine, birey küçük yaşlardan itibaren gerçeğe saygı duymak yerine kendisini tatmin eden gerçek dışı olayları tercih edecek şekilde yaşar. Beyninde bu yönde güçlü bir filtre bulunur.

Okullarda Şube Karma

Bu arada annem 43 yıllık öğretmen. Meslek hayatı boyunca şube karmayı savundu. Şubeler karılmadığında öğrenciler mezun olana kadar şubeler arası kavga dövüş bitmiyor. Bazıları da birbirini tanımıyor bile. Şubeler karıldığında ise hem kavga dövüş minimuma iniyor hem de mezun olana kadar kendi devrelerinden bütün öğrencilerle kaynaşmış oluyorlar.

Muzaffer Şerif’in Robbers Cave Deneyi

Soruda sözü geçen deney; 1905 Türkiye doğumlu Muzaffer Şerif’in önderliğinde yapılan ve Survivor’a ilham verdiği iddia edilen “Robbers Cave” deneyinin çarpıtılmış halidir muhtemelen. Bir önceki deneyde, iki yaz kampı grubunu birbirlerine düşürmeye çalışan Şerif, bunda başarısız oluyor (çocuklar, Şerif ve ekibinin saborajlarını dikkate almıyor). Sonraki meşhur deneyde ise daha az müdahale ediyorlar ve bu sefer gerçekten kavga çıkıyor. Ancak bir sonraki aşamada, iki ekibin su problemini çözmek için işbirliği yapmaları gerekiyor ve bu da gerçekleşiyor. Hollywood filmlerinde de bolca gördüğümüz, “ezeli rakipler, ortak düşmana karşı birleşir” teması aynı zamanda.

İnsanların temelde acımasız vahşiler olduğunu iddia eden tezlerle kıyaslandığında, Şerif’in deneyi daha fazla derinlik taşıyor. Zaten Şerif’in beklentisi de, düşmanlık ve işbirliğinin koşullara göre şekillendiğini göstermekti. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde (Türkler, Yunanlar, Ermeniler ve Kürtler arasındaki çatışmalar) yaşanan düşmanlıklardan etkilenmiş ve bunların bir çaresi olduğunu düşünmüş. Haliyle Sineklerin Tanrısı ile tam örtüşen bir arka planı yok.

Evet, insanlar gruplaşmaya meyillidir ve oksitosin, hem bağlanmayı, hem de “diğerleri” algısını perçinler. Ancak çoğu zaman savaşmak yerine ticaretle ve üretimle uğraşmayı da tercih ederler (örn. Kuzey Amerika yerlileri arasında da ilkinden ziyade ikincisi daha yaygındı). Yoksa zaten ne gezegen çapında yayılıp uygarlıklar kurabilirdik, ne de milyonlar halinde bir arada yaşayabilirdik. Tabii ki kaynak kıtlığı çatışmayı arttırır ve bunun az-çok farkındayız. Gruplar arasındaki etkileşimin, kültür alış-verişini arttırmanın, birlikte yaşamanın getirileri ortada. Her coğrafyada aynı başarı yakalanmıyor, ama başarının formülü belli gibi.

Açıkcası, Şerif’in deneyinin çarpıtılması (ilk deneydeki barışçıl tutumdam ve ikincisindeki işbirliğinden bahsedilmemesi) pek iyi niyetli görünmüyor bana. İnsanlığa dair umudu olanlar, çözüm bulmaya çalışır. Aksi yöndeki iddiaların neye hizmet edeceğini tahmin etmek zor değil.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.