En Sosyal Blog

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Özeti

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Özeti

Kitap öncelikle az sayfa sayısı ile bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Kitapta bir heyecan ya da mükemmel kurgudan ziyade edebi doygunluk bulunuyor.

Hikayeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor… Sayfa 18de geçen bu cümle kitabın sadece başı ve hikayemiz daha başlamadı bile inanın. Aslında hikayenin içinde hikaye barındıran bu kitap kısa ve öz aslında yine herkesin hikayesine çok benziyor işte asıl meselemizde bu kitapta yazar olmaya karar veren esas adamın daha doğrusu esas ve tek adamı olan hikayenin kahramanımız hikayelerinin başka hikayelere benzemesinden şikayetçidir bunda Müzeyyenin payı da vardır tabikide çünkü ne zaman birsey yazsa Müzeyyen mutlaka bir yorum yapar falanca bir yazarın falanca bir hikayesine benzetir mutlaka eleştirir gerçi kahramanımız bundan pek şikayetçi değildir.

Birkeresinde Müzeyyen hikayelerindeki finalin çıt diye sonlanmasını sorar kahramanımız Müzeyyenin hikwyesiyle ilgilenmesinden hoşlansada yine derin bir süpheye düşer ve cevap verir; aslında bütün hikayelerin sonu aynıdır onun için; Dünyanın bütün kizilderilileri yenilir, spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele her filminde ağlardı.

Yani herşey iyi giderken konunun bir yerde boka sarması kopmasıydı onun için çıt sesi. Müzeyyen bunun üzerine sessiz kalır mıydı elbette hayır. “Herşeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun? Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra tellere takılır gibi kadına geliyor gece yarısı” dedi. Adam ; ” Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku ” der.

Kahramanımız Müzeyyen’in ölen eski kocasıyla çok ilgileniyor ve iç dünyasında hikayeler uydurmaya başlıyor. Zaten gerçekler ve yazarın iç dünyası birbirine girmiş durumda.
Bunun yanında hikayede hoşuma giden şeyler:
-Sadri alışığın hikayede sık sık yer alması
-Sık sık yeşil çam film ve repliklerine gönderme yapması
-Sık sık eski şarkılardan nakaratlar ve sözleri içerisinde barındırması.
-Edebi yanının çok kuvvetli olması
-Hikayenin okuyucuyu sıkmayacak kısalıkta bitmiş olması
-İstanbul’un sokaklarında geçen konuşmalar

Kitaptan alıntı: “böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardi. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kil kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevisine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kisinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.”

Hikayeyi bir kenara koyup Müzeyyen’den bahsetmek istiyorum nasıl bir kadın bu nasıl bir tutku? Eminim okurken gözünüzde daha en başta afeti devran haliyle saçlarını savururken belirecektir ve filmi izlediğinizde inanamıyorum bu o kadın diyeceksiniz çünkü ben dedim. Adamın “biraz sapık ve tek taraflı tutkusu” olan bu kadın evet bu tarif Müzeyyen’e ait iliklerinize işleyecek. Dediğim gibi basit sıradan bir hikaye ama en önemlisi gerçek ve samimi olması bence. Bu arada kitabı okurken sayfa aralarındaki resimler oldukça hoş. Fazla uzatmadan kitabın sonundan bahsetmek istiyorum. Malum kitap 58 sayfa ve her sayfa şiirsel bir anlatım tek tek yazmam mantıksız. Müzeyyen eski eşinden olan küçük çocuğunu alır ve evi terk eder. Ama son buluşmaları, kahvedeki halleri adamın Müzeyyeni gelirken gördüğü an iç sesi kendisiyle kavgası o anı yaşatıyor ve ince bir sızı bırakıyor insanın içinde. Radyodan gelen şarkıyla kitap sonlanır; “Bülbülün çilesi,  yanmakmış güle Ömürler geçiyor, ağlaya güle, Yolcuyuz cümlemiz, hep o meçhul İçelim a dostlar, sermest olalım İçelim a dostlar, neşe dolalım.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.