En Sosyal Blog

Çocukluk ve Ergenlikte Ruh Sağlığı ve Hastalıkları

Çocukluk ve Ergenlikte Ruh Sağlığı ve Hastalıkları

Psikiyatristlerce kabul edilen ruh sağlığı ölçütlerinden bazıları şunlardır:
Birey gerçekçidir. Duyu organları doğru algılama yapar. Bu algılamaları çoğunluğun algılama biçimlerine uyar.
Birey kendisini olduğu gibi görür, kendi gücünü, yeteneklerini ve sınırlarını bilir, eksiklikleri karşısında aşırı üzüntü ve eziklik hissetmez. İstekleri ve yetenekleri birbirleriyle uyumludur.

Şansızlıklar karşısında yıkıma uğramaz, çaba gösterir.
Çeşitli sıkıntılara karşı koyacak öz güven duygusuna sahiptir.
Gerilimlerden ve bunalımlardan uzak durması gerektiğini bilir.
Yaşadığı tecrübelerden yararlanmayı bilir. Kusurlu sayılabilecek davranışları bir kaç denemeden sonra düzeltir.Mesela alkol, sigara,yalan söyleme…gibi
Sevme yeteneği gelişmiştir. Ailesi akrabaları, arkadaşları ve işi gibi.
Nefret duygusunu yapıcı ve yaratıcı amaçlara dönüştürebilir veya yöneltebilir.
Sağlıklı bir kişilik gelişimi ve karakterin oluşumunda ruh sağlığının önemli bir yeri vardır. Özellikle kişilik ve karakter oluşumunu henüz tamamlamamış olan ergen ve çocukların ruh sağlıklarının yerinde olabilmesi bunun sağlanabilmesi yetişkinlerin görevidir.
Ruhsal Hastalık, Ruh Sağlığı
Ruhsal hastalık; teşhis edilebilir ruhsal bozuklukları ifade etmektedir. Ruh sağlığı bozulan kişi, genellikle duygu, düşünce ve davranışlarında değişik derecelerde tutarsızlık, aşırılık, uygunsuzluk ve yetersizlik özelliklerini taşımaktadır. Her kişide tutarsız, uygunsuz ve yetersiz davranışlar görülebilir. Hasta sayılabilecek kişide bu özelliklerin sürekli veya tekrarlayıcı olması, kişinin verimli çalışmasını ve kişiler arası ilişkilerini bozması gerekir. Ruhsal bozukluklar açısından en önemli risk grupları arasında yoksullar, çocuk ve gençler, travmatize olmuş kişiler ve göçmenler yer almaktadır.
Ruh sağlığını tanımlamak güçtür. Çünkü aynı toplum içinde bile olsa, kültürel özelliklerin etkisi çok büyüktür. Ruh sağlığı tanımlamasındaki güçlükler ve etimolojisine ilişkin bilgilerin sınırlılığından dolayı koruyucu ruh sağlığı programlarının gelişmesi gecikmiştir. Bu nedenle yalnız ülkemizde değil bütün dünyada temel sağlık hizmetleri içerisinde ruh sağlığı hizmetlerinin gelişmesi diğer sağlık hizmetlerine göre geç olmuştur. Ruh sağlığı alanı hızla gelişen bir alandır. Çünkü yapılan çalışmalar davranış ve beyin arasındaki karmaşık yapının anlaşılmasına ve elde edilen bilgilerin uygulamada kullanılmasına zemin hazırlamaktadır.
Günümüzde ruh sağlığı alanında etkin tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve ruhsal bozukluğu olan kişiler tedavi edilebilmektedirler. Buna karşın ruhsal bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısının tedavi hizmeti alamadığı bilinmektedir. Bunun en temel nedenlerinden biri, toplumda ruhsal bozukluğu olan kişilerin damgalanmasıdır. Damgalanma sonucu kişinin tedavi hizmetinden yararlanması sınırlanmakta, çalışma yaşamı, toplum kaynaklarına ulaşması, tedavi ve sosyal hizmetlerden yararlanma oranı düşmektedir.

Çocukluk Dönemi Ruh Sağlığı

Doğum öncesi, doğum, doğum sonrası biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunlar beden sağlığı kadar ruh sağlığının da en temel belirleyicisidirler. Bazı ruhsal bozukluklarda soyaçekimle geçen bir ruhsal yatkınlığın bulunduğu kabul edilmektedir (örneğin şizofren, alkolik anne babaların çocukları gibi). Ülkemizde akraba evliliklerinin çok fazla oluşu nedeniyle bu alanda yaygın toplum eğitimine ihtiyaç vardır.
Doğum öncesinde ve sonrasındaki beslenme bozuklukları, enfeksiyon hastalıkları ve travmaların çok fazla olduğu, bebeğe, çocuğa bakımın yeterli olmadığı ortamlarda zeka geriliği, epilepsi, davranış ve duygusal bozuklukların daha yüksek oranda görüldüğü bilinmektedir. Bu noktada doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakımın iyi olması, toplumun sunulan hizmetlerden en iyi şekilde yararlanması ve ailelerin çocuk yetiştirme yöntemleri konusunda bilgili olmaları gerekmektedir.
Çocukluk döneminde çocukların duygusal, düşünsel ve davranış yönünden değerlendirilmesi önleyici çalışmalar açısından önem taşır. Özellikle çocuklar sosyal çevreleri içinde değerlendirilmelidir (aile, arkadaş grubu, okul, fiziksel ve kültürel çevreleri). Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre çocuk ve gençlerin beşte birinde son f yıl içinde DSM IV kriterlerine göre tanı konabilecek ruhsa bozukluk belirtisi olduğu belirlenmiştir. Ülkemizde de 2-18 yaşlar arasında davranış ve duygusal sorunların görülmek sıklığı yaklaşık %12′dir. Çocuk ve gençler açısından en büyük risk faktörleri; fiziksel hastalıklar, bitişsel bozukluklar, düşük doğum ağırlığı, ailede ruhsat bozukluk öyküsü, yoksulluk, bakım veren kişiden ayrılma, ihmal ve istismardır. Ruh sağlığı alanında aile eğitim programları, ev ziyaretleri gibi öneyici çalışmaların özellikle risk faktörlerinin azaltılması ve çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini sağlamada etkili olduğu belirlenmiştir. Çocuklarda görülen dikkat eksikliği, depresyon ve yıkıcı davranışlar gibi ruhsal bozukluklara yönelik etkili ilaç tedavisi ve psikososyal tedavi uygulamaları geliştirilmiştir. Çocuk ve gençlerde görülen ruhsal bozuklukların erken dönemde farkedilmesinde okulların ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemi büyüktür. Ancak bu konuda eğitim eksikliği ve uzman kuruluşlara sevk sürecinde önemli güçlükler yaşanmaktadır.

Ergenlik Dönemi Ruh Sağlığı

Çocukluk döneminden yetişkinliğe geçişte gelişimsel amaçlar eğitim, iş, yaratıcılık, boş zaman etkinlikleri, kişiler arası iletişim gibi konular üzerinde yoğunlaşmaktadır. Yetişkinlik çağında ruh sağlığı sorunlarının büyük kısmı uygun iş ortamı, ekonomik sorunlar ve toplumsal değişim etkenlerine bağlıdır. Bütün bunlar önemli bunalımlara yol açabilecek stres oluşturduğu kabul edilmektedir. Eğer ruhsal bozukluklar erken dönemde belirlenip tedavi edilmezse, kişinin üretkenliği azaltmakta, fonksiyon kayıpları görülmekte, olumlu iletişim kurulamamakta ve anlamlı bir üzüntü hali hakim olmaktadır.
Çocuktuk ve yetişkinlik döneminde karşılaşılan travmalar sonucu önemli ruhsal ve davranışsal reaksiyonlar gelişerek ruh sağlığını tehdit etmektedir. Bu dönemde görülen ruhsal bozukluklar özellikle anksiyete bozuklukları, depresyon ve şizofrendir. Anksiyete ve depresyon bu yaş grubunda intihar hızlarını yükseltmekte, şizofren ise fonksiyon kaybına bağlı olarak en önemli özürlülük nedeni olmaktadır. Dolayısıyla birinci basamak sağlık çalışanları tarafından hastaların ruhsal açıdan da değerlendirilmesi ve uygun tedavinin verilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır

Şizofreni Nedir?

Şizofreni: Şizofreni düşünce, algılama ve yargılamada bozukluk ile kendini gösteren bir hastalıktır.
Ağır ruhsal bozukluklardan şizofreni sıklık ve yaygınlığı birçok ülkede aşağı yukarı aynıdır. Dünyada özürlülüğün nedenleri arasında 9. sırada yer almaktadır. Dünyada 22 milyon kişinin şizofren olduğu bu sayının gelecek yıllarda 45 milyona yükseleceği tahmin edilmektedir.


Dünya Sağlık Örgütü’nün bildirdiği sıklık oranına göre ülkemizde her yıl 6.000′den fazla yeni şizofren hastanın ortaya çıktığı, 15-54 yaş grubu içinde en az 300.000 dolayında şizofren hastanın bulunduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla en az 300.000 ailenin de hastayla birlikte ileri derecede tedirgin ve rahatsız olduğunu kabul etmekteyiz.
Şizofreni en önemli damgalanma ve insan hakları ihlallerine neden olan bir hastalıktır. Hasta, aile ve toplum için sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunlara neden olmaktadır. Bu nedenle üzerinde durulan, birinci basamak sağlık personelinin eğitimi, temel ilaçların sağlanması, ailelerin evde bakım için desteklenmesi, sevk sisteminin düzenli işletilmesi ve damgalanma ve ayrımcılığın azaltılması için toplum eğitimidir.

Depresyon Nedir?

Depresyon: Üzgün ruh hali ve daha önce yapmaktan hoşlanılan aktivitelere ilgi kaybı ile tanınan, dünyada 4. büyük hastalık yüküne neden olan bir ruhsal bozukluktur. Dünyada 340 milyon kişinin depresyon tanısı aldığı tahmin edilmektedir.


Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 15-44 yaşlar arasında kadınlarda hastalık yükünün en önemli nedeni iken, erkeklerde 2. sırada yer almaktadır. Ayrıca yılda 900.000 ölümün depresyona bağlı intiharlardan gerçekleştiği belirtilmektedir.
Depresyon yaygınlığı ve insan yaşamındaki önemi nedeniyle ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu niteliği taşımaktadır. Ruh sağlığı araştırma sonuçlarına göre;
ülkemizde ruhsal rahatsızlık sıklığının %17.2, ağrı bozukluğu dışta tutulursa en sık rastlanan ruhsal rahatsızlığın depresyon olduğu belirlenmiştir. Tanı alan kişilerin ruh sağlığı hizmetine başvuru oranı ise sadece %4.7′dir.

Halitofobi Nedir?

Ağız kokusu endişesini yaşayan kişinin psikolojisi fazlasıyla etkilenir ve bu endişe zamanla fobiye dönüşür. Dışarıdan insanların fark edemediği bu kokuyu psikolojisinde abartan “halitofobi” si olan insanlar bazı zamanlar depresyona bile girebilir. Bazı durumlarda bu ağır depresyon intihara bile kişiyi sürükleyebilir.


“Olfactory Reference Sendrom” adı verilen “hayali ağız kokusu’’ psikiyatrik bir durumdur.
Hasta kendinden kötü kokular yayıldığına inanır.
Sağlığımızın düşmanı stres, bazı durumlarda ağızdaki tükürük salgısını bile azaltır. Halitofobi teriminin anlamına kısaca değindik.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.