Çocuklarda Aşırı Kaygı ve Heyecan

Çocuklarda Aşırı Kaygı ve Heyecan

Çocuklarda Aşırı Kaygı ve Heyecan

İnsanların duygu ve heyecanları yaşamın enerji kaynağını oluştururlar. Bu enerji sayesinde insan yaşamı daha anlamlı hale gelir. Duygu ve heyecanlar insanı canlı, neşeli, hevesli ve azimli kılarak hayata daha çok bağlar. Bu enerjinin körelmesi ya da ortadan kalkması durumunda, insan yaşamı anlamsız hale gelir ve hiçbir şeyden zevk almamaya başlar. Çocuk da duygu ve heyecanlarıyla beraber yaşar ve canlanır. Onlarla ümitlerini, hayallerini ve amaçlarını belirler ve yönlendirir.

Kaygı da diğer duygular gibi, çocukta olması gereken bir duygudur. Çocuk, normal kaygı ve heyecanı yaşamalıdır. Nor­mal kaygı ve heyecan, çocuğu olumluya götürür ve hayatta başarılı yapar. Kaygısız olan bir çocuk, faaliyetlerde bulunacak ve gayret gösterecek enerjiyi içinde hissetmez. Bu nedenle de başarısız olur. Bununla beraber, aşırı kaygı ve heyecan da aynı şekilde çocuğu olumsuzluğa götürür ve başarısız yapar. Bugün, pek çok anne baba çocuğunun aşırı derecede kaygılı ve heyecanlı oluşundan bahsederler. Özellikle de sınavlarda bu durumundan sıklıkla şikayetçidirler. Gerçekten de bu durum, çocuğun başarısına engeldir. Kaygılı olan çocuk panikler, şaşırır, terler ve karnına ağrılar girer. Hatta bazen de kustuğu görülür. Peki, çocuğun bu kadar çok kaygı duymasının sebebi nedir?

Geleceğe ait belirsizlikleri insan her zaman merak eder. Duruma göre, heyecanlanır ya da kaygı duyar. Bir spor mü­sabakası, bazı kişilerle tanışma, bir gezi ya da seyahate gitme bir sınava girecek olma gibi durumlarda sonucun ne olacağı belirsiz olduğu için, kişi merak eder, heyecanlanır ya da kay­gılanır. Bu durum, kişinin ilgi ve beklentisine göre değişir. Örneğin, futbolla yakından ilgilenen bir kişi, tuttuğu ta­kımın maçını izlerken sonucun ne olacağını bilemediği için heyecanlanır. Bu heyecan ona zevk verir. Fakat, futbola ilgisi olmayan bir kişi için maç bir anlam ifade etmez.

Bir genç kızla ilk defa tanışacak olan bir genç erkek için tanışma heyecan vericidir. Ancak genç, kendini yetersiz gö­rüyor ve kendine güvenemiyorsa, o zaman kaygılanır. Yine çok sevdiği ve beğendiği erkek arkadaşının ailesiyle ilk defa tanışacak olan bir genç kızın heyecan duyması doğaldır. An­cak, genç kız kuşkulu ya da kendini yetersiz görüyorsa, o zaman heyecan kaygıya dönüşür.

Sınava girecek olan bir öğrenci de kendini yeterince hazır­lamış ve başaracağından emin görünüyorsa, sınav heyecanı o öğrenciye zevk verir. Fakat aksine, yeterince hazırlanamamış, kendine güvenemeyen bir öğrenci sınava girerken heyecan yerine kaygı duyar. Üstelik, bir de ailesi ya da çevresi tara­fından başarması için bir beklenti ya da baskı durumu varsa, o zaman kaygının şiddeti artar. Burada kaygıya etken olarak birincisi, bireyin kendinden kaynaklanan etkenler vardır. Bun­lar ilgi, beklenti, kendini hazır hissetme ve güven sorunudur İkincisi, çevreye bağlı olan etkenlerdir.

Günümüzde, lise ve özellikle üniversite sına­vına girecek olan çoğu öğrenci, bu çevre baskısını üzerlerinde fazlasıyla hissederler. Hayatın bir dönüm noktası olarak görülen bu sınav, haklı olarak, öğrencilerle birlikte aileleri de kaygılandırmaktadır. Aile, kaygısını, baskısını ve beklentisini bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocuğa sürekli hissettirirse, ço­cuğun kaygısını daha da artırır. Örneğin, “Bak teyzenin kızı tıbbı kazandı. Komşunun oğlu da bilgisayar mühendisliğinde okuyor. Milletin çalımından ve havasından yanına varılmıyor. Aman, sen sakın bizim yüzümüzü kara çıkarma, bizi ele güne karşı mahcup etme,” gibi söz ve davranışlar çocuğun kaygısını pekiştirir. Oysa bunun yerine, aile çocuğun yeterince hazır­lanmasına yardımcı olmalıdır. Yeterince hazırlanan çocuğun kaygısı azalır. Çocuk sınavı kazanamasa da elinden geleni yapmış olduğu için, artık yapılacak bir şey yoktur. Bundan sonra, hayatını başka türlü yönlendirirken ona yardımcı olun­malıdır. Gerçekte yapılması gereken de budur.

Ailenin çocuğu yetiştirirken küçük yaşlardan itibaren çok yüksek beklenti içinde olması, çocuğun kaygılı bir birey olarak yetişmesinde en önemli etkendir. Yüksek beklentinin yanı sıra, boyundan fazla sorumluluklar verilmesi, hatalarının sık sık eleştirilmesi, hırpalayarak ya da döverek ceza verilmesi, baskı yapılması gibi durumlar yüksek kaygının oluşumunda önemli rol oynar. Yine, çocuğa tembel, uyuşuk, pısırık, bece­riksiz gibi sıfatlar takılarak hitap edilmesi de yüksek kaygının oluşmasında etkendir. Örneğin, sınıfta kalemini çaldıran ya da kaybeden bir küçük çocuğa ad takmak, kızmak ya da tehdit ederek tepkide bulunmak çocuğu kaygılı yapar. “Bir daha aynı notu alırsan benim karşıma çıkma,” diyen anne baba, çocuğuna kaygı verir. Arkadaşlarıyla oyun oynarken düşüp canını acıtarak eve gelen bir çocuğa kızarak tepki göstermek onu kaygılı yapar. Kaygılı çocuk, aynı zamanda, olacaklardan kaygı duyduğu için bir yerde gerçekleri saklayarak yalanlara da başvurabilir.

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir