1. Ana Sayfa
  2. #İzledim
  3. Wild Tales: İnsanlıktan Çıkan Hikâyeler (Asabiyim Ben)

Wild Tales: İnsanlıktan Çıkan Hikâyeler (Asabiyim Ben)

Wild Tales

Ülkemizde ‘Asabiyim Ben’ adıyla vizyona girmiş ‘’Wild Tales’’ , içinde barındırdığı 6 hikâyeden oluşan ve Arjantin adına Oscar adaylığını elde etmiş bir film. Pedro Almodovar’ın yapımcılar arasında yer aldığı bu filmin her bir hikâyesi ‘hazmedememe’, ‘hayal kırıkları’, ‘çaresizlik’ ve en çok da ‘intikam’ temaları üzerine yoğunlaşıyor.

Her bir hikâyeyi genel çerçevede incelediğimiz zaman hepsinin çıkış noktası intikam üzerine kurulu. Ve hepsi de bunu çok farklı yollarla anlatıyor. Kimisi intikamını kişisel olarak almak isterken, kimisi yozlaşmış devlet sistemine kafa tutmaya çalışıyor… Kimisi de aslında bizim ülkemizin seyircisine çok yakın gelecek bir çıkış noktasından hareketle bu meseleyi ‘hırs’ üzerine kurmaya çalışıyor.

Hikâyelerin bir farklılığı da kümülatif bir biçimde ilerlemesi. Yani izlediğimiz her bir hikâyenin kendisinden önceki hikâyeye göre, senaryosuna daha çok şey kattığını, derinlik ve çatışmasını daha da sağlam yerlere oturttuğunu görüyoruz. Bunun da en önemli belirtisi yönetmen Damian Szifron’un Arjantin’in içinde bulunduğu toplum sisteminin politik taraflarını anlatmaya çalışması. Zaten Szifron bunu yaparken, seyirciyi bu anlatı tarzına yavaş yavaş hazırlıyor. Önce kısa kısa, kara komedi tarafı daha ağır basan hikâyelerle hem seyirciyi filme çekiyor hem de eğlenmesini sağlıyor. Akabinde ise hikâyeler daha politik ve güncel bir hal almaya başlayınca da filmin asıl amacını görüyoruz.

Hikâyelerden şöyle bir bahsedecek olursak hemen her biri ayrı ayrı filmlere konu olacak senaryolar barındırıyor. Ama içlerinde bazıları var ki özellikle de Türk seyircisi onları iyice benimseyip anlamlı bulacaktır.

İlk hikâyemiz, aslında hepimizin isteyip de yapamadığı bir hayali çıkış noktası olarak baz alıyor. Bütün nefret ettiğimiz, hayatımızı çalan insanlar bir arada. Belki bir otobüste belki de bir depoda… Buradaki bir uçakta geçiyor ve kabin şefi de intikamı alacak alan malum kişi. Olayların gidişatı da öyle tesadüfî sonuçlar doğrultusunda gelişiyor ki iki kişi arasında geçen sohbetin muhatapları birden uçaktaki herkes oluyor ve son anlarının daha farkında olmadıklarını görüyoruz.

Bundan sonrakinde ise iki tane intikam öyküsü izliyoruz. İkinci öyküde diğerlerine nazaran ‘vicdan’ duygusu da ön planda. Zira varını yoğunu alan bir tefeciyi, yemeğine koyduğu fare zehriyle öldürmek isteyen bir garson kız, daha sonrasında tefecinin oğlunun da aynı dertten mustarip olmasını engellemek için adama birtakım taşkınlıklar yaparak adamın hayatını kurtarmaya çalışıyor ama bizdeki ‘anlayış’ ne zaman var oldu? (Finali de sürpriz) Üçüncü öykü tam bir Tarantino filmi gibi. Ana mesele de ‘yol vermeme’ kavgası. Aslında Türkiye’deki araç kullananlar için ne kadar yakın bir hikâye! Size yol vermedi diye veyahut solladı diye laf attığınız adam beklenmedik bir şekilde yanınızda bitiyor. Ve sırf üslubunuzu beğenmediğinden mütevellit içini korkunç bir hırs bürüyor; bu mevzuyu da gurur meselesi yaptığı için sizi de anlamsız bir kovalamaca bekliyor. Üçüncü hikâye de aynen böyle işliyor. Aslında korkunç tarafları olduğu kadar komik de! Zaten filmin kara komedi adına en elle tutulur hikâyesi bu. İzleyenlere biraz biraz ‘Death Proof’u hatırlatması çok olası. Kendi adıma da en çok eğlendiğim ve sevdiğim hikâyeydi diyebilirim.

Kalan üç hikâye daha politik, katmanlı ve sosyolojik okumaları yoğun metinler içeriyor. Park cezası olmadığını bildiği bir yere arabasını park eden bahtsız bir patlayıcı uzmanının, hakkını ararken, işinden olması ve en sonunda hapsi boylaması ‘işte bizden’ diyeceğimiz başka bir hikâye. (4.hikâye)  Aslında bu hikâyeyi de izlerken bir başka Oscar adayı olan ‘Leviathan’ akla geliyor. Zira bu iki filmin meramı tamamen dejenere olmuş devlet sistemine dikkat çekmekti. Hikâyenin en güzel tarafıysa zekice yaptığı ters köşe finali! 5.hikâye yine tanıdık. Ama bu sefer sinema cephesinden hem de ülke sineması tarafından fazla fazla tanıdık bir senaryoyu barındırıyor. Hamile bir kadını arabasıyla ezen gencin hapse girmemesi için, gencin babasının para karşılığında sadık hizmetçisinden suçu üstlenmesini istemesiyle hikâyemiz başlıyor. Burada adaletin gittikçe kirlendiğini, para adına hepimizin insanlıktan çıkabileceği gibi acı gerçekleri görmüş oluyoruz. Bir nevi ‘’Üç Maymun’’ hikâyesi.

Gelelim, son hikâyemize. Bir düğündeyiz bu sefer. Oldukça görkemli, hiçbir masraftan kaçınılmamış ve herkes oldukça mutlu. Ta ki gelin, evleneceği adamın daha önceden yediği naneleri öğrenene kadar. İşte tam o anda gelin, intikamını öyle bir alacaktır ki sadece damat değil bütün düğün sakinlerini sarsacak olaylar cereyan edecektir.

Yorum Yap

Yorum Yap