Travma
04 Apr 2008
Birinci geçiş
Belli olmaz bu gün çıldırırım belki. Güneş batıdan doğar, bir şarlatan hınzırca sırıtır ay ışığına. Kurt adam dansa kaldırır çayırın meleklerini. Meleklerden biri isyan eder iblis olur sonra sokulur alacakaranlığa.
Bir dem olsun kuzey rüzgarı, kafasına esmiştir çekip gider şehrin üzerinden. Şehir boğulur zift ve katran suratlı bir sokak çocuğunun gözlerinde. Sis ve duman geçit törenine katılmıştır. Smokinli bir T cetvelinin haline şaşırıp kalan devrimci kurşun kalem, yeniden çizer gökyüzünü mavi ve alımlı. Soluk benizli bir bar tabelasında konaklar matrak bir karga. Gözlerinin alımına vurulmuş sarhoşa şarkılar uçurur bed sesiyle.
Çıldırırım bu gün belki. Belli olmaz gözlerimin kepenklerini indirdiğimde çıkan gıcırtı yan komşumun yüreğine iner. Uykumda bölünürüm dört bir parçaya. Bir parçası sensin karşı penceredeki kız. Anla beni. Bakışlarındaki baykuş gizemine vuruldum ilk önce. Ne kadar da çok bekledim. Elinde turkuaz bir fincanla kapımda endamını görmeyi. Biraz ay ışığı, lütfen biraz da dozu azaltılmış serserilik… Oysa öyle değildi eskiden. Müsaitsek bize gelirlerdi komşularımız. Hep müsait olmuşuzdur. Annem ilk sürgün kuzular gibi beklerdi dedikodu kurdunun ağzına düşmeyi. Bunların hiç birini istemedim işte. Bir fincan kükürtdioksit ya da; boğazımdan sarkıtacağım kadar. Çevre kirliliği üzerine profesör tezlerine enjekte edilecek kadar balgam çıkarsam rahatlayacağım.
Çıldırırmam için her şey müsait aslında. Bir gün kırmızı papuçlu bir samsun sigarasının ateşine şahit olmuştum. Tek başınaydı. Öylece sokak ortasına fırlatılmıştı. Havale geçirmesi an meselesiydi, titriyordu ama hastanelerden nefret ediyordu. Öyleyse, dedim ona, seni yetimhaneye götüreyim. Unutursun belki dertlerini. Ateşini alırlar söner rahatlarsın. Ne alakası var diyesi yüzüme acı acı baktı ama kabul etti. Ne oldu bilmiyorum, nizamiyenin küllüğüne bırakıp kaçtım. Çok utandım. Manda kibirli bir psikiyatr bu durumun patolojik yansımalarının hayatımın her döneminde asla peşimi bırakmayacağı yollu bir şeyler söyledi. O an zihnimden bardağın ne tarafına baktığını sormayı geçirdim. Cesaret edemedim. Masasının üzerinde duran kırmızı şaraptan bir yudum aldı. Ağzında birkaç kez dolaştırdı. Gerdiği boğazından midesine doğru akan şarabın inlemesini duyduğumu da söyleyemedim. Ben böyleyim işte. Bir türlü kendimi terk edemedim.

1 Yorum yapılmış, “Travma”
01
travmalarımız bile edebi… ellerinize sağlık…
Yorum yapın