Tek Noktadan Dağılan Binlerce Yanlış Vardır
24 May 2007
Düşündüm… Ne düşündüğünü bulmak için , ne düşünebileceğini anlamak için… Bir dosta sordum , yardım etti… Evet acıydı belki söyledikleri ne kadar itiraz etsem de öyle olmaması için ama ne yazık ki doğruluklar olmasını istediklerimi bastırıyordu…
Zaman , zaman , zaman… Bu zaman , zaman zaman delirtir beni. Herşeyin ilacıymış… Hadi oradan be böyle ilaç olmaz olsun. Bir boka yaramayan tatsız tuzsuz antibiyotikler neyse zaman da odur işte. Ben var ya ben bir Deniz Seki kadar olup da ” Pasiflora ” diye şarkı yazamadım. Antibiyotikler acı dediğim gibi , tylot hot ya da vermidon diye bir şarkı yapabilirim belki. Neyse çok saptım konumdan…
Zaman diyordum değil mi ? Zaman. Doğru zaman , yanlış zaman , neye göre , kime göre , 5N1K … Patlayan mısır taneleri gibi oldum düşüne düşüne , kapağı açtıkları anda bir o yana bir bu yana sıçradım… Bir karara vardım ki haklıydın. İşte o zaman paketlenmiş patlamış mısır olabilidim ben de… Sanırım biraz da yağlıydım ama yağ da patlamış mısıra yakışıyor be… Üstüne tuz bir de , yanına limonata… Offf…
Evet yanlıştı belki , ona göre , şuna göre , buna göre , herkese göre… Ben hariç. Ben kontrol edemiyorum zamanı… Ben istemezdim sanki daha farklı bir zamanda olmayı. Sevgi için , aşk için savaşmak gerekirmiş. Peki… Zaman makinasını icad edip herşeyi için en doğru zamanlara gideceğim. Böylece kusursuz bir hayata sahip olabilirim. Yüce akım kapasitörü ! Hadi Marty saatte 88 mil hıza ulaşıp en doğru zamana gidelim ve bu işi becerelim ! Kimi kandırıyorum ben, Dr. Emmet Brown değilim ki… Doğru zamanlar bana göre değil , yapamam… Ben yanlışı doğru yapmayı severim. Zaten doğru olanlardan banane? Yine de görüşüm sorulacaksa en doğru zamandır yaşanan zaman , en güzel zamandır şu an… Çiçekler , börtü böcekler oh oh …
Don Kişot’a hayranımdır hep. Yeldeğirmenlerine açtığı savaşa destek olmuşumdur , savaşının karşıtı olamamışımdır hiçbir zaman. Çünkü aslında ben de aynı şeyi yapıyorum. Kazanabilir miyim Tanrım ? Ama ne atım ne de seyisim var ona göre bir cevap ver…
Ben de isterdim hep istenilen gibi olmayı ama ben de buyum ve değişemem , adım hıdır elimden gelen budur sorunsalı… Tamam tamam kabul , adım Doğuş ama aynı anlamda kafiye verecek bir şey bulamadım, idare et…
Aşk … ? Hmm güzel bir olgu ama ne yazık ki aşık olmayı beceremedim. Sevdim , çok sevdim belki ama aşık oldum demem , diyemem. Biz olamadım hiç , çok değer verdim , merak ettim ama biz değildim hiç… Biz olmak her baba yiğidin harcı mı ? İnşaatta harç , üniversitede harç… Ne oluyoruz be ? Harç mı yönetiyor dünyayı ? Haydi harcı geçelim de bir de şöyle bakalım… Her yiğit baba mıdır ?
Evlenmeyelim ama aynı evlerde yaşayalım… Olur vallahi, bana göre hava hoş. Çok da güzel bugün hava pek de güzel bugün hava. Sen git istediğin yere ve ben gideyim istediğim yere ama saatlerimizi ayarlayalım ki aynı zamanda aynı yerde tekrar buluşalım. Şimdi reklamlar , daha sonra Bizimcity’deyiz. Polis yok ! Yoksa aramızdaki sevgiyi ölmüş bil !
Ver bir çok soruyla kapatıyorum pencereyi… Herkes ektiğini biçer , dilediğini yaşar. Ben dışında , ben yaşayamam. Sizler yaşayın… Sen de yaşa , çok yaşa ve ben de göreyim. Görmek yeter… Yaşanacak bir bohem hayatım var benim. Dışı bohem değil ama içi bohem, sürpriz çikolata misali… Öhm öhm hatta biraz , duman altı…Dünyanın en iyi klübünde yedek kulübesine mahkum bir futbolcunun , NBA’de oynayan ama kulübeye mahkum kalmış bir basketbolcunun ” Ne lan bu şimdi ? Durumum iyi mi kötü mü ? ” psikolojisi… Pisi pisi koz…
Pardon Doğuş demiştik değil mi? O gitti… Nereye gittiğini ben de bilmiyorum , giderken adres bırakmadı , biz de yeni taşındık zaten buraya… Umarım özlemezsiniz onu ve onun yapmaya çalıştıklarını ileride. Kim bilir belki de hayat çizgisi kısa bir youtube videosu kadardır… Ama bir not bulduk buradaki çekmecesinde ne hikmetse bir de kalp şeklinde… Notta diyordu ki ” Hani bir şarkı vardı ya nakaratı senden önce ile biten, hah işte o senden sonra olsun bundan sonra” … Anlayamadık, bilindik bir şarkı değildi ya da biz hiçbir zaman o şarkıyı bilemeyeceğiz.
Sonra daha çekmecenin şokunu atlatamamışken gardolabı açtık askıda kollar asılıydı. Bizim oğlana giydirdik olmadı, hanım denedi ona da olmadı, bana hiç olmadı ama o kollar hala çok sıcaktı. Cayır cayır yanıyorlardı şerefsizim. Koyduk yerine… Yırtık pırtık bacaklar vardı yerde… Onlar da olmadı bize ama dokununca ayaklandılar birden , sanki gitmek ve görmek istedikleri biri varmış gibi… Ama nereden göreceklerdir ki ? Gözler yoktu ortada gözler, ama onlar yine de gidecekmiş gibiydi… Hadi onu geçtim bir baktık küvetin içinde bir beden… Kolsuz , bacaksız , kafasız… Ama sanki daha farklı bir şey eksik gibiydi , bilmiyorum benim içimi böyle bir his kaplamıştı. Hanıma sordum o da ” bende de oldu bey ” dedi. Çocuk korktu kaçtı zaten… Onu da geçtim bir de kafa var. İşte o zaman çıldırdım ben… Gözleri de açıktı hem. Çok korkunç bir manzara…
Neden sonra bir şey farketti bizim hanım. Bulduğumuz kafanın gözleri bedene bakıyordu , ayaklar bedene gitmek istiyordu ve kollar o antredeki resme sanki uzunca süren bir ayrılığın vuslatındaki gibi el açmış duruyordu… Resim de çok güzeldi hani , pastellerin pasteli , renklerin rengi , şiir gibi şiir. Kız çok güzeldi ama yüzü yoktu… Belki de olmasını istememişti yapan… Belki de o güzelliği kendine sakladı…
Böyleyken böyle işte üstadım. Doğuş yok , gitti. Bu kafalarla , kollarla , gözlerle ne yaptı bilemem ama polis bulsa başı belaya girerdi. Evi ondan almamıza rağmen bize sadece bir mektup yolladı ” ev sizindir ” diye zaten bir daha da gören olmamış. Para da almadı bizden. İnsan değildi sanki… İnsan değil…
Biz mi ? Bu eşim , bu oğlum bir de ben. Eşimin adı Kabuk , Benim adım Sabit , Oğlumun adı Tesadüf. Soyadımız hayat ve hayal ürünüyüz soyadımız gibi. 20 - 25 yıl sonrasına ait bir hayal. Mutlu olup olmadığımızı bilmiyoruz… Bunu zaman gösterecek üstadım. Ama bir yerlerde, birilerinin içinde yaşanacağını biliyoruz bunun, raslantı sonucu gebe kalınmış bir sevginin kürtajla alınmış çocuklarıyız, gözlerimiz kapalı, nabız atmaz ama yaşarız bir yerlerde böyle. Kader bu ya bu da bize denk geldi işte… Neyse…
Yine bekleriz. Bu sefer de bir çayımızı içersiniz ve lütfen söz vermeyin. Tutamayabilirsiniz , normaldir ama bizim için çok kırıcı ve üzüntü verici olur. Kim bilir belki siz bilmeden hayat yıkılır başımıza pata küte ve güm güm…

Yorum yapın