1. Ana Sayfa
  2. Psikoloji
  3. Stanford Hapishane Deneyi

Stanford Hapishane Deneyi

maxresdefault7 (1)

Ağustos ayının alelade bir Pazar sabahında, bir polis arabası California Palo Alto‘da bir kasabada evleri dolaşıp üniversite öğrencilerini tutuklamaya başladı. Evden alınan öğrenciler, komşuların meraklı bakışları eşliğinde kelepçelendi, hakları okundu ve arabaya bindirilip sirenler eşliğinde götürüldü.

Polis arabası karakola vardığında şüphelilere yine resmi prosedür uygulandı; parmak izleri alındı, kimlik tespiti yapıldı, hakları hakkında tekrar bilgilendirildi. Ardından gözleri bağlı olarak nezarethaneye alındılar.

Suçları ne miydi? Bir süre önce, hapishane ortamının psikolojik etkileri üzerine yürütülecek bir deneye katılımcı arandığını söyleyen bir gazete ilanına başvurmak!

İlana ilk başta 70 üzerinde başvuru olmuştu. Psikolojik sorunları, tıbbi kısıtlamaları, uyuşturucu kullanımı veya suç geçmişi olan kişiler tespit edilip elendikten sonra geriye 24 üniversite öğrencisi kalmıştı. Araştırmaya katılmaları karşılığında günde 15$ alacaklardı.

İşte sonradan Das Experiment (Deney) filmine de konu olan meşhur Stanford Hapishane Deneyi böyle başladı.

Hazırlık Aşaması

Stanford Üniversitesi’ndeki Psikoloji Bölümü’nün bodrum katında gerçeğe çok yakın bir hapishane oluşturulmuştu. Odaların kapıları sökülerek demir parmaklıklar takılmış, böylelikle her biri birer hücre haline getirmişti. Üçer kişilik olan bu hücreler o kadar ufaktı ki mahkumlara yalnızca yatacak veya oturacak yer kalıyordu. Koridor ise mahkumların dolaşmak ve yemek yemek için çıktıkları avlu olmuştu.

Hücrelerin karşısındaki ufak, dolap boyutlarında bir odaya da ‘Delik‘ adı verilmiş ve burası tecrit hücresi olarak belirlenmişti.

İlana başvuranlar arasından seçilen 24 öğrencinin yarısı gardiyan, yarısı mahkum rolüne atanmıştı. Araştırmayı yürüten Philip Zimbardo ise hapishane yöneticisi rolünde olacaktı.

Kameraların da kurulmasıyla birlikte Stanford Hapishanesi ilk mahkumlarına hazır hale gelmişti.

Deney Başlıyor

Mahkumlar nezarethaneden hapishaneye transfer edilirken gözleri her daim bağlı kaldığından aslında üniversitenin içinde olduklarını hiç öğrenmediler.

Hapishaneye geldiklerinde onlara birer üniforma verildi. Bu elbise tarzı üniformanın önünde ve arkasında o mahkuma atanan kimlik numarası yer alıyordu. Sağ ayak bileklerine ağır birer zincir bağlandı ve saçlarını naylon kadın çorabı ile örtmeleri istendi. Tüm bunlar ‘gerçek’ hapishanelerde yapılmamakla birlikte, mahkumların ‘gerçek’ birer mahkum gibi hissetmesini sağlamak amacıyla tasarlanmıştı. Nasıl gerçek mahkumlar kafalarının kazıtılması gibi utanç verici uygulamalara maruz kalıyor ve kendilerini baskı altında hissediyorsa, deney mahkumları da böyle hissetmeliydi. Bunun bir deney olduğunu olabildiğince unutmaları ve gerçekmiş gibi tepkiler vermeleri arzu ediliyordu.

Kimlik numaralarının kullanılması da onları anonimleştirmeye ve bir anlamda insaniyetlerinden sıyırmaya yarıyordu. Mahkumlara yalnızca kimlik numaralarıyla hitap edilecekti. Artık isimsizdiler.

Gardiyanlar ise herhangi bir özel eğitimden geçirilmemiş, yalnızca düzeni korumaları ve mahkumlara saygılı olmaları emrini almışlardı. Zamanla kendi kurallarını kendileri oluşturdular.

Her bir gardiyanın standart bir üniforması, boynuna astığı bir düdüğü, bir copu ve aynalı güneş gözlükleri vardı. Aynalı güneş gözlükleri sayesinde hiç kimse onların gözlerini göremiyor ve duygularını okuyamıyordu. Dolayısıyla, tıpkı mahkumların kimlik numaralarında olduğu gibi anonimleşiyorlardı. Çalışmada mahkumlar kadar onların da davranışları incelenecekti.

Deney 9 gardiyan ve 9 mahkumla başladı. Hapishanede üç gardiyan bulunuyordu, sekiz saatte bir nöbet değişimi yapılıyordu. Başlangıçtaki 24 kişilik gönüllü grubunun diğer üyeleri ise ihtiyaç olması halinde çağrılmak üzere yedek listede bekliyordu.

Sabaha karşı 2:30’da, mahkumlar düdük sesi eşliğinde uykularından uyandırıldılar ve daha nicesi gerçekleşecek olan sayımların ilki yapıldı. Bu sayımların amacı, mahkumları kimlik numaralarına alıştırmaktı ama bir yandan da gardiyanlara onlar üstünde tahakküm kurma imkanı veriyordu. Gardiyanlar da henüz rollerine tam olarak girememişlerdi ve otoriteyi nasıl sağlayacaklarını bilemiyorlardı.

İlk gün nispeten olaysız geçti.

Hapishanede İsyan

İkinci gün ise hiç beklenmedik bir isyan patlak verdi. Mahkumlar kafalarındaki çorapları çıkardılar, numaralarını söktüler ve yataklarını hücrenin girişine yığarak barikat kurdular. Gece nöbetindeki gardiyanlar hazırlıksız yakalanmışlardı. Gündüz nöbeti devralmaya gelenler ise onlara oldukça öfkelenmiş, mahkumlara fazla müsamaha göstermekle suçlamıştı. Şimdi de bu karmaşayı halletmek onlara kalmıştı.

İlk olarak ısrarla yardım talep ederek kalan üç gardiyanı da çağırdılar. Onların gelmesiyle birlikte dokuz gardiyan birden şiddete şiddetle karşılık vermeyi kararlaştırdılar. Yangın söndürme tüpünü alıp hücrelerden içeri sıktılar, böylelikle mahkumlar geri kaçıştı. Sonra her bir hücreye girip, mahkumları çırılçıplak soydular ve isyana öncülük eden mahkumu tecrit hücresine aldılar.

İsyan geçici olarak bastırılsa da, orada sürekli olarak dokuz kişi duramayacaklarını bildiklerinden başka bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Fiziksel taktiklerin yerine psikolojik taktikler kullanmaları gerektiği sonucuna vardılar.

Üç hücreden birini ‘ayrıcalık hücresi’ yaptılar ve isyana en az destek veren üç mahkumu buraya alıp onlara bazı ayrıcalıklar verdiler. Örneğin üniformalarını tekrar giymelerine izin verildi, yataklarını geri alabildiler… Diğerleri ise halen çıplak ve yataksız haldeydi. Ayrıca diğer mahkumlar geçici olarak yemek alamazken, ayrıcalıklı hücredekilere özel yemekler getiriliyordu.

Yarım günlük bu uygulamanın ardından bu ‘iyi’ mahkumlar yeniden ‘kötü’ hücrelere yerleştirildi ve ‘kötü’ mahkumların bazıları ‘iyi’ hücreye alındı. Elbette bu, mahkumların kafasını iyice karıştırdı. Ayrıcalıklı hücrelerden gelenlerin muhbir olduğu dedikoduları dolanmaya başladı. Mahkumlar birbirlerine şüpheyle yaklaşır hale geldiler.

İsyanın lideri olan 5401 numaralı mahkuma ise iyice sert davranıldı. Ağır sigara tiryakisi olan mahkuma kısıtlı zamanlarda sigara içme izni verilerek davranışı kontrol alına alındı. Araştırmacıların daha sonra öğreneceği üzere, 5401 numaralı bu mahkum aslında çalışmayı ifşa edip gazetede hakkında bir yazı yayınlamak amacıyla deneye katılmıştı. Gelin görün ki daha ilk günden kendini kaptırmıştı.

Araştırmanın henüz üçüncü günü bile tamamlanmadan, 8612 numaralı mahkumda ciddi psikolojik sorunlar gözlemlemeye başlandı. Buna rağmen, araştırmayı yürüten bilim insanları ekibi de hapishane yöneticiliği rolüne fazlasıyla girdiğinden, mahkumun kendilerini kandırmaya çalıştığına kanaat getirip onu hapishaneden (yani deneyden) çıkarmayı reddettiler. Daha doğrusu, tekrar düşünmesini rica ettiler. Eğer kendilerine muhbirlik etmeyi kabul ederse, gardiyanlar bundan sonra onu rahat bırakacaktı.

8612, bu konuşmanın ardından diğer mahkumlara buradan çıkmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığı bilgisini verdi. Ardından da hareketleri iyice tuhaflaştı ve araştırmacılar onu deneyden çıkarmak zorunda kaldılar.

Ziyaret Günü

Ertesi gün, bir ziyaret günü düzenlendi. Mahkumların aileleri ve arkadaşları geldiler. Hapishanenin durumunu görünce onları eve götürmeye kalkışmasınlar diye her yer iyice temizlendi, mahkumlara güzel bir yemek verildi ve hatta hoparlörden müzik bile çalındı.

Ziyaret gününün genel keyifli atmosferine rağmen bazı ebeveynler çocuklarının ne kadar yorgun ve sıkıntılı olduğunu görünce üzüldüler. Yine de sistemin dışına çıkmayıp hapishane müdürüne koşulların iyileştirilmesi için başvuruda bulundular. Çocuklarını deneyden çıkarmak kimsenin aklına gelmiyordu, sanki orada olmaya gerçekten de ‘mahkummuş’ izlenimi herkesi ele geçirmişti.

İşler Zıvanadan Çıkıyor

Ardından, bir sonraki ziyaret gününde gerçekleştirilmek üzere bir kaçış planı oluşturulduğu dedikodusu yayıldı. Bir gün önce özgür bırakılan 8612 numaralı mahkumun bir grup arkadaşıyla gelip diğerlerini de çıkaracağı söyleniyordu.

Dedikodu Zimbardo‘nun kulağına gidince, hapishaneye bir muhbir yerleştirip planın detaylarını öğrenmeye karar verdi. Sonra da polis merkezine gidip mahkumlarını onların eski nezarethanelerine transfer edip edemeyeceklerini sordu.Polis bu talebi reddetti. Zimbardo, oradan son derece sinirli ayrıldı. Nasıl olur da polis, onların hapishanesiyle işbirliği yapmazdı?

Hapishaneye dönen Zimbardo, kaçışı engellemeye o kadar kafayı takmıştı ki, destek kuvvet olarak gardiyanlar çağırdı, mahkumları birbirine zincirledi ve hepsini geçici olarak beşinci kattaki bir depoya transfer etti. Sonra da oturup o boş hapishanede sözde mahkumları kaçıracak olan 8612’yi beklemeye başladı.

Zimbardo bunun yalnızca bir araştırma olduğunu tamamen unutmuş, kendini hapishane müdürü rolüne iyice kaptırmıştı.

Böylelikle Stanford Hapishane Deneyi beşinci günün sonunda, bazı ailelerin avukatlarını arayıp çocuklarını hapishaneden çıkartmasını talep etmesi üzerine sonlandırıldı.

Kıssadan Hisse

Stanford Hapishane Deneyinin etik açıdan oldukça sıkıntılı olduğu ortada – ki bugün olsa hiçbir üniversite böyle bir deneyin yürütülmesine izin vermezdi. Ne var ki o günlerde II. Dünya Savaşı’nın etkileri halen sürmekte olduğundan, insanların neden kötü şeyler yaptığına ilişkin deneyler hayli revaçtaydı ve etik hassasiyetler bugünkü kadar güçlü değildi. İnsanın iyi ki de değilmiş diyesi geliyor, çünkü bu sayede insan doğasına dair inanılmaz şeyler keşfetme fırsatımız olmuş.

Zimbardo‘nun bu deneyinin en önemli sonucu şu olmalı: Doğru koşullar oluştuğunda, sıradan insanlar daha önce asla hayal bile etmedikleri davranışlar ortaya koyabilirler. 1 gün önce sıradan bir üniversite öğrencisiyken, ertesi gün yine üniversite öğrencisi olduğunu bildiği ‘mahkumlara’ psikolojik işkence yöntemleri tasarlayan birine dönüşebilirler. Dönüşebiliriz. Belki deneyi bu kadar ürkütücü kılan da bu. Aslında hepimizin içinde potansiyel bir kötü insan yattığı gerçeğini yüzümüze vurması.

Sıradan iyi insanların nasıl olup da işkenceye varacak kadar kötü şeyler yapabildiğine dair başka psikoloji deneyleri de var, onları da ilerleyen günlerde paylaşırım artık.

O vakte kadar sizi şu soruyla baş başa bırakıyorum:

Zimbardo’nun hapishanesinde siz olsanız neler yapardınız?

Yorum Yap

Yorum Yap