1. Ana Sayfa
  2. #İzledim
  3. Spellbound: Hafıza Terapisi

Spellbound: Hafıza Terapisi

spellbound

Alfred Hitchcock’un 1945 tarihli kara film klasiği Spellbound (Öldüren Hatıralar), sinema tarihinde hafıza ve rüya temalı filmlerin ilgi görmesine neden olan ilk örneklerden biri. Dönemin izleyicisine göre oldukça yenilikçi bir konu ve sahneler bütünü barındıran yapım, Sigmund Freud’un psikanaliz teorileriyle bir cinayeti çözüme ulaştırmayı hedefler ve bilinçdışı semboller üzerine kurulu bir hikâye tasarlar.

Spellbound, Hitchcock filmlerinin alametifarikası olan gerilim ve şüphe duygusunu her anında canlı tutarak ilerler. Böylelikle olay akışı boyunca izleyicide her karakterin suçlu olabileceğine dair bir tedirginlik hâkim olur. Bunda kuşkusuz Hitchcock’un her türün kalıplarına ve tiplemelerine hâkim bir yönetmen olması, aniden yükselen müziklerle gerilimi doruk noktasına çıkarması, çeşitli kamera oyunlarıyla gizem ve şaşkınlık duygusu üst düzeyde bir atmosfer tasarlaması etkilidir.

Filmde üzerinde çok durulan suçluluk psikolojisi kavramı kişinin mutlaka çocukluğunda yaşadığı kötü bir travmayla ilişkilendirilir. Dr. Constance Petersen (Ingrid Bergman) ve  J. B. (Gregory Peck) arasında hızlı soru-cevaplar şeklinde ilerleyen gerilimli ilişki de J.B.’nin hatırlamaya başladığı anlarda durumu kabullenememesi ve saldırganlaşması, hatta sonra bayılması olarak sonuçlanır. Bu da Freud’un kişinin travmatik deneyimlerini ve acı veren duygularını psikolojik bastırma yöntemi olarak bilinçdışında depoladığını ve bilinçdışındaki bu anıların rüya, hipnoz, dejavu, unutkanlık, dil sürçmesi gibi zihin kontrolünün ortadan kalktığı anlarda kanıtlanabileceği tezini haklı çıkarır. Kişinin her davranışının ya da söylediği her sözün muhakkak bir nedeni olduğu ve bunun kişinin iç dünyasıyla ilgili olduğu üzerine yapılan çıkarım, filmin içerisinde Constance’ın hocası tarafından şu replikle dile getirilir: “Rüyalar saklamaya çalıştığın şeyi söylerler ama bunu bulmacanın parçaları gibi karışmış bir halde sunarlar.

Film içinde, Gregory Peck’in hafızasını bir kenara bırakıp kendi hafızamızı zorladığımızda Hitchcock’un zekâsına dair çok önemli bir sahne bulunmaktadır. Dr. Murchison’un yerini Dr. Edwardes’e bırakacağı sahnede Edwardes odaya girer ve psikanalist arkadaşlarıyla tanışır. Sonra Murchison odaya girer ve Edwardes’le kısa bir muhabbet ettikten sonra yirmi yıldır çalıştığı yere veda etmek için kapıdan çıkar. Bu esnada kamera geniş açıya geçer ve enstitüde kalacak doktorları kadrajın sol tarafında, Murchison’u ise sağ tarafında görürüz. Bu sahnede Murchison için üzülüp diğer doktorlara karşı mesafe alırız fakat finalde katilin Murchison olduğunu anladığımızda başta ona duyduğumuz sempati aklımıza gelir ve Hitchcock’un izleyiciyi ters köşeye yatırdığını ama sahnede açıkça sinyali de verdiğini hafızamız algılamaya başlar.

Hitchcock sarışınları bağlamında Ingrid Bergman’ın Dr. Constance karakteri ayrı bir önem arz eder. Özellikle ilk yarıda soğuk tavırları, erkeksi duruşu ve güçlü kadın imajıyla ön plana çıkan Constance, ikinci yarıda âşık olmasıyla beraber daha çok kadınsı dürtülerle hareket etmeye ve duygusal davranmaya başlar. Bu değişiklik filmin içinde Constance’ın hocası Dr. Brulov’un “Kadınlar âşık olana dek en iyi psikiyatristtirler. Âşık olduktan sonra en iyi hasta olurlar,” söylemini destekler bir nitelik kazanır. Buna rağmen Gregory Peck’in hayli edilgen yapısına karşı Constance’ın J.B.’nin masumiyetini kanıtlamak için son ana dek savaşması onu filmin hem esas kadını hem esas erkeği konumuna getirir. Öyle ki, final sahnesinde bile katilin karşısında Peck’i değil, Bergman’ı görürüz. Bergman, güçlü karakteriyle izleyiciyi kendisine öyle bağlar ki, finalde katil tarafından kendisine doğrultulan silah bile ateş edemez ve yüz seksen derece dönerek katili izleyicinin bakış açısıyla sabitleyen bir kadrajda yüzümüzde patlar.

Psikanalizle doğrudan ilgili ilk Hollywood filmlerinden olan Spellbound, Hitchcock’un klasik anlatısıyla Salvador Dali’nin çılgın dünyasını birleştirmesi sebebiyle de ayrı bir öneme sahiptir. Filmin son yarım saatinde ortaya çıkan rüya sekanslarının dekorasyonu bizzat Dali tarafından yapılır. Rüyalarda gözlerle dolu perdelerin ve kadın bacaklarından oluşan masa ayaklarının ön plana çıktığı kumar evi sahnesi, çatıda elinde tekerlekle bulunan maskeli adam ve yokuş aşağı koşarken kovalayan kuş gibi gerçeküstücü imgeleri yetmiş bir yıl önceye göre düşündüğümüzde izleyicide yarattığı sinemasal şaşkınlığı öngörmek zor değildir. Dali, rüya sahneleri için daha birçok çılgın fikirli sahne tasarlamasına rağmen bu fikirler Hollywood için aşırıya kaçtığı ya da çekilmesi çok zor bulunduğu için hem Hitchcock hem de yapımcı David O. Selznick tarafından kabul görmez ve filme konulmaz. Zaten rüya sahnelerinin bu haliyle bile Hitchcock’un klasik anlatısı içerisinde yeterince yenilikçi durduğunu yetmiş bir yıl sonra yine söylemek mümkündür.

Hitchcock, yapımcı Selznick’in kişisel yaşamındaki bu hikâyesini ve Dali’nin çılgın rüya dekorasyonlarını kullanmasına rağmen kendi tarzını yine sonuna kadar korumayı başarır. Psikanalizin, gerilimin ve rüyaların ön plana çıktığı hikâyeye yer yer mizahi dokunuşlar yerleştirerek ana yapıya bir aşk hikâyesi monte eder. Analist-hasta ilişkisine karakterlerin karşılaştığı ilk andan itibaren uygulanan “yıldırım aşkı” formülü bilimsel bir hikâye içinde fazla romantik bir dokunuş olsa da Peck ve Bergman’ın öpüşme sahnesini kapıların art arda açılmasıyla iç içe geçiren sekans Hitchcock dokunuşunun zirvelerinden biri haline gelir. Peck’in süt içtiği sahnede bardağın içinden yapılan çekimde ve finalde tabancanın izleyiciye doğru döndüğü açıda farklılık yaratan Hitchcock, hemen hemen her filminde yaptığı “cameo”sunu burada Bergman’ın gittiği otelin lobisinde asansörden puro içerek çıkan adam olarak gerçekleştirir.

1945 yılında psikanalizin ne işe yaradığını, analistlerin nasıl çalıştığını, bellekle iç dünyanın nasıl bağlantılı olduğunu kitle sinemasının gözleri önüne seren Spellbound hem dönemine göre konusu itibariyle hem de sinemasal açıdan devrimci niteliklere sahip bir Hitchcock filmi olmasına rağmen yönetmenin diğer filmlerine göre daha az bilinme özelliğini sürdürür.  En iyi Hitchcock filmleri listelerinde ya da Hitchcock özel dosyalarında PsychoNorth by NorthwestVertigoRear WindowThe BirdsNotoriousStrangers on a TrainRebecca ve Marnie filmlerini sık sık görmemize rağmen Spellbound hakkında iki cümleye zor rastlamamız onu en değeri bilinememiş Hitchcock filmleri arasında da zirveye yerleştirir.

Yorum Yap

Yorum Yap