Selam Dünyalı, Naber Lan?
08 Jan 2010
Bir takım şeyler oldu, ben uzaklaştım Sosyoblog’tan. Yazasım gelmedi başta, sonra giresim bile gelmedi… Neler oldu bilmiyorum zira hatırlamıyorum. O kadar uzun zaman oldu ki ve sizi bu noktada temin etmek isterim (bu noktada yazar taaaa ebesinin köründen eski bir kişiye selam fırlatır. Zibidy insanı belki hatırlayacaktır.) değişen çok şey oldu ama sosyoblog bıraktığım yerinde aynen devam ediyor gözüküyor. (Bir Melike Dara vardı ne oldu ona? Mem?
Jit arada Msn’den ses ediyor mesela, onun nefes aldığını biliyorum.) Mesela, Zibidy’nin yazılar almış başını gitmiş. Daha bir hoşuma gidiyor bu aralar yazdıkları, ciddi yol katetmiş yazma konusunda. Parfe bildiğimiz parfe, bitter çikolatalı tatlı. Bu adını saydıklarım dışarı çıkabilirler, onları biliyorum. Jit Msn’den ses ediyor dedim ya en son şöyle bir soruyla gelmişti, ya da buna benzer; ‘Ya hacı banka kartının şifresini çalabiliyorlar mıydı?‘ Pizza getiren çocuğun banka kartının şifresini çalmış olabileceğinden endişe ediyordu en son.
Ben, ben bayağı değiştim. Ne artık eskisi gibi yazıyorum (tarz anlamında) ne de siyasete falan bulaşıyorum. Bilen biliyordur, arkadaşla yazdığım bir blog daha var, basketbol tayfasından arkadaşlarımla spor-teknoloji vs. gibi akla gelecek her konuyu kapsayan (kan, şöhret, seks, ihtiras, şöbiyet, mandal) bir blogda arasıra yazıyorum fakat ne eskisi gibi hikayeler ne de siyasetle ilgili bir şeyler karalayasım olmuyor genelde…
Peki hiç mi aklıma gelmiyor? Geliyor, gelmez olur mu? Hikayelerimi kendime, anılarımı kafamdaki odacıklara, siyaseti de rakı masasına saklıyorum. Ohohoho dostum, evet, bu devirde siyasetçi olmak istemezdim, anası bacısı kalmıyor kimsenin… Yazık lan, kulakları çınlıyor insanların. Alkolün bundaki etkisi yadsınamaz. Şimdi alkole ve sigaraya karşı olunmasını daha iyi anlıyor ve daha çok sarılıyorum bu ikiliye…
Artık eskisi gibi İstanbul’a gitmiyorum dostlar, bu şehirde kapanıp kaldım. İçim bayılıyor, o yüzden fazla atraksiyonik işlere bulaşmıyorum. Sinemaya bile gitmiyorum, en son kafam attı da bir yahşi batı’ya gittim onu da zaten hiç beğenmedim. Cem Yılmaz’ın işlerini takdir etmekten usanan bir insan olarak, bu sefer yerme ihtiyacını ciddi ciddi hissettim.
Spor dünyamızda da pek hayırlı gelişmeler yok sevgili dostlar. Ne Fenerbahçe bir Fenerbahçe, ne Beşiktaş bir Beşiktaş ne de Galatasaray bir Galatasaray gözümde artık eskisi gibi… Her gün bir tantana, her gün bir gelişme ama ülke olarak bile muasır medeniyet seviyesine yaklaşamamışken bile (yanından dahi geçemiyoruz) futbolu Yalova kaymakamı bile siklemez elbette, işin baronları da delik ceplerinden sikini kaşıya kaşıya gezeceklerdir dolayısıyla. Bu ülkeye bir Del Bosque olmadı, bir bilmem ne yetemedi, şimdi de koca Raykardın arkasından neler düzülüyor be… İtin götüne sokuyorlar adamı, yazık! İçerim ben buna!
İki acayip, rezil, pis, tiksinilecek kariyer olmasa da ‘ulan bari harçlığımı çıkarayım‘ kafasında iş tecrübesi geçirdim ki evlere şenlik. Beyler, bayanlar, ağalar, dostlar… Dışarıdaki hayat gerçekten katlanılamaz derecede, aşağılanıyorsunuz, patronun insafına göre izinleriniz ve maaşınız kesilebiliyor, küfür işitiyorsunuz, işi bilmeyen adamlardan işi öğrenmeye kadar gidiyor… Bu tür şeylere katlanamayacak karakterdeyseniz, hiç dışarı adım bile atmayın! Baba parası yiyin, kendinizi hiç ama hiç kötü hissetmeyin. İnanın şu devirde en şanslı insan baba parasını yiyebilen insandır, imrenirler! Nazar boncuğu alın öyle bir durumda, göze gelmeyin. Ha baba paranız yok, e ben bunlara katlanamam da diyorsanız gidin bir kahveye pişpirik, batak, elli bir falan oynayın. ‘Tayyib’in ben…‘ ile başlayan cümleler kurun, sigara yasağını, sigara zammını, sendikaların rezilliğini, Baykal’ın stand-up’larını, Bahçeli’nin kış uykusundan uyanmış ayı sersemliklerini, DTP’lilerin ‘hassiktir‘ ile süslenen cümlelerini eleştirin. Kart oyunlarını iyi öğrenin, günü kurtarırsınız. İddaa oynayın, başkalarının yaptığı kuponları inceleyin, ‘ya hacı bence şu maçtan yatar‘ diyin. Çok bir bok biliyorsunuz sansınlar… Yine de en temizi baba parası yemek, vurun götüne tekmeyi gitsin çalışsın lan işi ne? Siz de yiyin, durmadan yiyin. Sonra eleştirin, durmadan eleştirin…
Sanırım bir yönetmen koltuğuna oturup, montajlamaya başladım hayatımı dostlar. ‘Bir bilsen neler çektiğimi’ cümlesindeki komik ironiklikler bir yana kimine göre 23 kimine göre 24 olan şu yaşımda kurguyu bitirdim, montajı yapıyorum. Bir beş sene sonra da seslendirmesine başlar, son günüme kadar da gişeden ne elde etsem kârdır kafasında dolanır dururum öyle ya da böyle.
Bir selam vereyim dedim, gittim. Maksat lö publisite olsun…

1 Yorum yapılmış, “Selam Dünyalı, Naber Lan?”
01
özlemişim yazılarını doğuş. gelsen, arada bir de olsa yazsan, montajları burdan paylaşssan… di mi di mi di mi.
Yorum yapın