1. Ana Sayfa
  2. #İzledim
  3. Bir Studio Ghibli Şaheseri: Prenses Kaguya Masalı

Bir Studio Ghibli Şaheseri: Prenses Kaguya Masalı

Prenses Kaguya Masalı

Dünyanın kültürel düzeyde en özgün coğrafyalarından biri tartışmasız Japonya’dır. Sanatın pek çok disiplininde oldukça başarılı işlere imza atan Japonlar, özellikle 60’lı yıllardaki canlandırma filmleriyle de potansiyellerini tüm dünyaya göstermiş olsalar da günümüzde genel olarak anime ve animasyon ile sinema çevrelerinde konuşulmaktadır. Prime-time olarak nitelenen televizyonun en çok izlendiği saatlerde Japon kanallarında bu gün genel olarak animeler yer alır. Japonya ve anime kelimeleri yan yana geldiğinde de zihinlerde canlanan tek bir imaj vardır; Studio Ghibli. Anime ve animasyon kültürünü çok ileriye taşımış, tüm dünyanın saygısını kazanmış, pek çok ödül sahibi ve geçtiğimiz senelerde emekliliğini açıklamış Hayao Miyazaki ile bir başka efsane Isao Takahata’nın kurdukları bu anime stüdyosu pek çok kişinin anime kültürüyle tanışmasına vesile olmuştur. The Tales of Princess Kaguya(Prenses Kaguya Masalı), Ghibli Stüdyoları’ndan çıkan ve yönetmenliğini Takahata’nın üstlendiği sadece son zamanların değil, tüm zamanların en başarılı anime filmlerinden biri.

Geçimini bambulardan sağlayan bir oduncu, bir gün ormanda parıl parıl parlayan bir bambuya rastlar. Yaklaştığında bir bambu filizinin içinde küçük, parmak kadar bir prenses görür. Bunun kendisine cennetten gönderilmiş bir işaret olduğunu düşünen oduncu, avuçlarına alarak evine götürdüğü prensesin bir bebeğe dönüştüğünü görünce oldukça şaşırır. Karısı bu prensesi yetiştirmeleri gerektiği söyler ve böylece doğa ile iç içe bir macera başlar. Çok hızlı bir büyüme yaşayan küçük kız, oduncunun kendisini gerçek bir prenses gibi yaşatmak istemesinden ötürü başkentte büyük bir evde yaşamaya başlar. Başlangıçta eğlenceli olan bu yeni yaşam tarzı ilerleyen zamanlarda Kaguya için sıkıcılaşmaya başlar. Gün geçtikçe güzelleşir Kaguya, güzelliği uzak diyarlardan soyluların kulağına gider ve erkekler Prenses ile evlenmek için büyük bir rekabete girerler. Fakat Kaguya kendisini görmeden, duymadan, hevese kapılarak evlilik isteğinde bulunan kişilerden ziyade daha ilahi bir aşk istemektedir.

Prenses Kaguya Masalı, Bambu Kesicisinin Hikâyesi isimli 10. Yüz Yıl’a ait bir bir Japon halk hikayesinin filmidir. Japonya tarihinin bilinen eski edebiyat eseri olan bu hikaye aynı zamanda tüm zamanların ilk bilimkurgu öykülerinden biri olarak da kabul edilir. Pek çok mangaya, animeye esin kaynağı olan Kaguya Masalı yönetmen Isao Takahata’nın ellerinde bir şahesere dönüşmüş. Ateş böceklerinin Mezarı isimli 1988 yapımı filmi ile tüm zamanların en dramatik animelerinden birine imza atmış olan yönetmen, 2. Dünya Savaşı’nda hayatta kalan iki kardeşin öyküsünü anlatarak animelerde pek de rastlanmayan gerçekçi bir tutum sergilemiş ve dikkatleri üzerine çekmişti. Otoriteler tarafından oldukça başarılı bulunan film, Prenses Kaguya Masalı ile kıyaslandığında ise oldukça silik bir yapım olarak kalmaya mahkûm.

8 yıllık bir çalışmanın sonucu olan Prenses Kaguya Masalı, üzerine harcanan emeği her sahnede seyirciye hissettirmeyi başarıyor. Bilgisayar üzerinde oluşturulan animasyonların her yeri ele geçirmeye başladığı şu günlerde bütün sahneleri el çizimlerinden oluşan bu film uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşmışsınız gibi içinizi ısıtıyor. Sade ve duru görüntüleri seyirci olarak parçaları zihninizde tamamlamanızı sağlarken, gereksiz şekilde gözü yormadığı için bütün süre boyunca filmin içinde kalmanıza da imkân veriyor. Takahata özellikle Kaguya’nın psikolojik dönüşümlerinde yarattığı farklı atmosferler ile anlatımını desteklemeyi çok iyi bilmiş. Masalsılığı bir an bile yitirmeden aynı zamanda bu kadar gerçek kalabilmek yönetmenin görsel başarısı yanında sinema konusunda ne kadar yetkin olduğunu da bizlere gösteriyor. Prenses Kaguya yaşantısının ilk zamanlarında doğa ile iç içe yaşarken, çayırlarda kırlarda koşup, akranlarıyla alabildiğine temiz bir hayat yaşarken oldukça mutluydu. Oduncunun niyeti iyi olmasına rağmen, Kaguya’yı mutlu etmeye çabalarken yaptığı hareketlerin kızın mutsuz olmasına sebep vermesi günümüzle de kurulabilecek bir bağlantı. Bu gün pek çok kişi kendisine gösterilen, söylenilen yollarda mutluluğu arıyor ve bunun sonucunda ya sahte bir mutluluk ile kandırıyor kendini ya da mutsuzluktan kurtulamıyor. Basitin değerini anlayamayıp, fazlasını isteyip farklı arayışlar içine girmek daima mutsuzluk getiriyor.

Miyazaki ile kıyaslandığında yapıtlarında daha ciddi söylemler, daha derin alt metinler bulunan Takahata, Prenses Kaguya Masalı’nda toplumdaki kadın-erkek konumlarına, güce ve toplumun ‘olması gereken’ kurallarına dair de önemli çıkarımlar yapacak kapılar aralıyor seyirciye. Prenses ile evlenmek isteyen soyluların evlilik tekliflerine aldıkları red cevabını kabullenememelerinin yanında kralın da ‘ben emredersem benim olursun’ tarzı yaklaşımı ve prensese zorla sahip olmaya çalışması, bazı konuların tüm dünyada ortak bir çözüme, aydınlanmaya ihtiyaç duyduğunu hatırlatıyor. Prensesin bir eğitmen eşliğinde gerçek bir asil olabilmesi için verilen eğitim ile kişiliğinin, benliğinin değiştirilmeye çalışılması da Kaguya’nın dünyadaki yaşantısı için önemli bir karar vermesine sebep olan bu gelişmelerden bir başkası.

Prenses Kaguya Masalı biraz da ayrılışın öyküsü aslında. Başka bir yerden ayrılıp dünyaya geliş, arada bulunduğu yerlerden ayrılış ve finalde dünyadan kesin ayrılış… Filmin görsel anlamda zirve yaptığı iki sahne de bu ayrılışların betimlemelerinde karşımıza çıkıyor. İlki Kaguya’nın kendisi onuruna verilen şölenden bunalıp eski yaşadığı ormana döndüğü sahne, ikincisi ise dünyadan ayrılış sahnesi. Takahata karakterinin içinde olduğu bunalımı kaçışıyla son derece etkili şekilde aktarmayı bilmiş. Odalar arasındaki, sokaklardaki, ormandaki koşma anları çerçeveletip asılabilecek türden görüntülerdi. Filmin dramatik noktasının en yüksek olduğu Ay insanlarının gelişi ve Kaguya’yı aldıkları bölüm ise ayrı kusursuzluktaydı. Yönetmenin Hint mitolojisinden esinlenip, Budist öğelerle harmanladığı ve bu paralellikte oluşturduğu tipler animelerde pek görmeye alışık olmadığımız ince detaylara sahipti.

Özellikle animasyon dalında hak edeni ödüllendirmediği bilinen Akademi tarafından bu sene Oscar’a aday olan fakat ödülü alamayan Prenses Kaguya Masalı, verilebilecek bütün ödüller verilse bile hala tam olarak takdir edilememiş bir film olarak kalacaktır. Studio Ghibli’nin emektar bestecisi Joe Hihaishi tarafından müzikleri yapılan film, hem göze, hem kulağa hem de kalbe hitap eden bir film. Bu filmi izledikten sonra akıllara şu soru geliyor: “Isao Takahata madem böyle film yapabiliyordu, Miyazaki’ye saygısından mı yapmadı?”


Yorum Yap

Yorum Yap