planlara tutunmak- ya da tozpembe nasıl sararır?
22 Jun 2007
( bu yazı, hayatının herhangi bir döneminde en ulvi sorgu suallerinden “peki ben şimdi ne yapacağım”ı dile getirmiş olan tüm kardeşler için yazılmaktadır.)
ilk yazdan nefret ederim. ilk yazda biter telaşım, alnımda kavga biter, vakitsiz hırstan mı, yağmurdan mı, yoksa aşktan mı demez, nereden olursa olsun, dağlarımın yeşermesini beklerim ağlamaksızın. ve asla yeşermez. hayal yamukluklarının, havada kalan planların, ebedi soyutluktan asla kurtulamayacak beklentilerin ısrarla birbirini sentezlediği bir dönemdir, haziranın ortasında başlayan ilk yazlar.
okullar biter önce, sınavlar ve yarışlar bir bir sonlanır. ligler biter, milletvekilleri ve öğretmenler çocuklar ile kaderdaş olur, fotomaç ve televolelerin lale devri başlar. tüyden hafiftir artık tüm bir senenin grisinde kararmış, boşvermiş bünyeler. ve küçük burjuva hayaller devreye girer; bilhassa öğrenciler için. gitar öğrenilecektir, bu bir. leyla tatile gitmeden artık bir an önce kıza açılınacaktır, bu iki. sonra belki yeni bir dil öğrenilecektir, vücut çalışılacaktır, boşlanan arkadaşlarla görüşülecek, “yarım elma gönül alma” hayat felsefesi olacak, mazot bir ytl, ezilenler iktidar olacaktır. kıbrıs’a gidilecektir. gidişler suskun olmuştur ama, dönüşler muhteşem olacaktır. tüm bu projelerle başlar tatil. bir hevesle programlar yapılır, hatta kendini fazla kaptıranlar bunları yazıya bile döker. ee, ne de olsa bitmiştir görevler ve sorumluluklar, devir ensenin devridir. planların hayata geçmesi için düğmeye basılır. ilk gün çocukluk arkadaşı ile buluşulacaktır, yıllardır şehir dışında olan, kısa süreliğine ziyarete gelen. beraber rakı içilecek, sokağın aşağısında oturan esmer kızın yıllarca sana mı, yoksa ona mı baktığı konusundaki derin anlaşmazlık delillerin ışığında sonuca bağlanacaktır. arkadaş aranır, saat, mekan ve yenecek cipsin türü belirlenir derken, telefon çalar. anne aramaktadır, akşam nevriye teyzenin oğlunun sünneti vardır, kardeşe bakacak adam lazımdır. gönül yufkadır, ergenlik geçmiştir, amerikan dizilerindeki ergen replikleri artık dillerin ucuna gelmemektedir. çaresiz kabul edilir, çocukluk arkadaşı aranır, “kardeş kusura bakma” denir. adam haliyle bozuk atar, ve ertesi hafta gideceğini, tüm hafta da dolu olduğunu söyler. karşılıklı bozuşularak telefonlar kapanır, akşam yine klasik bir sonbahar çizgisi gibi msn başında, aylaklık yapıyorum öyleyse varım diyerek geçer. ertesi günkü plan, sabah erkenden yürüyüşe gitmek, ardından ağırlık çalışmak, akşam da halı sahaya gitmektir. fakat yaz rehaveti vardır, sabah kalkılamaz, program tepetaklak olur, ve yine yazıdaki üçüncü şekil ve tekil kişi, kendisini televizyon karşısında, kanepede ağaca asılan koala duruşuyla uzanmış, kaşınır ve uyuklarken bulur. böyle böyle haftalar geçer, temmuz gelir. iyilik isteyen arkadaşlar, planlardan dem vurur, ali nazik’e “solfej ne oldu? ya nota?” diyen muhsin bey olur. üçüncü şekil kişiye de “he. istiyiler. türkü arabesk karışık. ibrahim gibi he.” demek düşer. sonra leyla’ı arasam mı lan, diye düşünür o gerektiğinde asla ortaya çıkmayan, çıksa da homer simpson’ınkinden farkı olmayan o kahrolası üçüncü ses, o mor külhani, o şarabi eşkıya alterego. fakat artık çok geçtir, leyla arkadaş kalmaktan yanadır artık. küfürler içinde günlük hayata devam edilir. bu arada kilo verip vücut yapma gibi plancıklar nanay olmuş, tam tersine vücudun genişliği enine boyuna, andy anderson tarzı bir artış yaşamıştır. tatile gidilir gelinir, yaşanan yegane macera karşı odadaki güzel kızın denize düşen cep telefonunun ardından denize kıyafetlerle atlamak, karşılığında alınan kuru teşekkürü ise son derece süslü detaylarla bezeyerek arkadaşlara sunmaktır.
ağustos sonu gelmiştir, yaz bitmiştir. doğumgünü yine yakın dostların arasındaki bir törenle (yani anne baba kardeş hala enişte kuzenlerden mütevellit bir akşam yemeği) kutlanır. sonra aylardır okulla ilgilenilmediği akıllara gelir, dehşet içinde ufak bir uğur dündarlık yapıldığında da kayıt döneminin kaçırıldığı fark edilir. bünyeye bu kadarı fazladır, isyan edilir, fakat nafiledir: eylül gelmiştir, ceza hocası ve borçlar hocası ikişer tuğla görünümlü kitap istemektedir, bu da birikmiş paranın yeni filmlere harcanmasına ilişkin, elde kalan son gerçekleşebilitesi olan planın da suya düşmesi demektir. çaresiz, yelkenler suya iner, winston smith moduna iyiden iyiye girilir. ve yine başlar umutla takvime kalkar: yaz gelmektedir, gitar öğrenilecektir, bu bir. leyla’ya artık açılmak lazımdır. bu iki…
(dipnot: bu hikayedeki mal sensin diyenler, hayır ne alakası var, ben sadece paylaşım olsun diye şey etmiştim, genel kültür amacıyla. bizim bir arkadaş bu, bir arkadaş…)

2 yorum yapılmış, “planlara tutunmak- ya da tozpembe nasıl sararır?”
01
benim de bir arkadaş var, ben de hep onu seyreder yazarım üstüne. :)
güzel olmuş, çok keyifliydi :)
02
muazzam olmuş hakikaten.doğum gününü de ağustosun sonuna getirdin ya “aha benim lan bu” dedim direk.
bu arada unutmadan öyle bir arkadaş benim de var (:
Yorum yapın