Pandora’nın…
31 Mar 2008
bilmiyorum;
bunca yıllık uğraş, devrilen ansiklopedi ciltleri, okunan okullar, arkadaşların kulağına içi boşaltılmış rotring kalemle ıslak kağıt parçası yapıştırmalar, tuvalette gizli sigara içmeler, sevdiğin ama açılamadığın kıza şiir yazmalar, kızları s.klemiyorum edalarında dolaşıp yalnızlık tak edince düz duvara tırmanmalar ve bir ton evreyi aşıp en son entellektüeliteye yaklaşılan ve buluğ çağını geçip yirmi yaş dişi sorununu da acısız atma kıvamına geldiğim ve yepisyeni bir yaşa kucak açmama az kalan şu güzide dönemde bu kadar yüzeysel düşünen bir insan olmayıp da sergiden sergiye, sanat festivallerine, altın ayıdan portaklına kadar gezip hoşuma giden tüm bu sanatsal faaliyetlerde boy gösterip ve hatta zamanı geldiğinde belki de ödül almam gerekirken mehmet ali erbil mantığını şu sıralar beynime kazıyanın ne olduğunu bilmediğim hâlde iş yerinde müşterilerinden aşçısına kadar herkes dâhil olmak üzere acun’un programını izlerken şu diyalogları içinde bir senaryo gibi yansıtıp devamını getiren ve salak salak gülen tek kişi olmadığımı bildiğim hâlde kendimden tiksiniyorum…
olmamalıydı bu. neden ve nasıl bu hâle geldim bilmiyorum. iş yerinde bana dayatılan herşeyin yarattığı stres diyecek olsam tam olarak değil. şefin gerizekalılığı desem o da değil. beni bu hâle hiçbir şeyin getirmemesi lazımdı…
gecenin 3 ünde yağmur altında kulağımda son ses müzik varken eski sevgililerimi, yitirdiklerimi, sevgilim olamayanları düşünür de sigara yakar dertlenirdim ben. şimdi ise aklımdan acun programında bir yarışmacı olsam ne cevap verirdim sorunsalları fps ayarı kayık bir subtitle gibi geçiyor…
acun: şimdi hangi kutuyu açmak istersiniz doğuş bey?
doğuş bey: valla ebru hanım diyeceğim herhalde. geçen ebru hanım açtı mesela, gözlerimi alamadım. o ne güzel açtı öyle… tam kıvamında. ne çok büyük ne çok küçük. keşke her ebru hanım öyle açsa
acun: nasıl?
doğuş: sesli düşünüyorum, dokunmayın. ona sadece ben dokunabilirim.
acun: öeeeh!
yarışmacı olsam böyle bir şeyi yaşamaktan korkuyorum. peki ya kutu başındakilerden olsaydım?
acun: serpil hanım sizin kutuyu açmanızı istiyor doğuş bey.
doğuş: acun bey terbiyenizi takının. beni jenna jameson ile aynı kefeye koymayın! oyun lan alt tarafı bu, o nasıl imalı konuşmadır öyle!
acun: ???
serpil hanım: doğuş senin açmanı istiyorum. ne düşünüyorsun?
doğuş: valla normalde hep büyük hissederdim ama son zamanlarda öyle olmadığını anladım. tabi arkadaşlar da açınca karşılaştırma fırsatımız oldu. misal olarak ben geçen küçük açtım, hanım; “ay bey balam nedir o öyle oradan çıkan?” dedi boşadı beni. bugün de küçük açmak istemiyorum serpil hanım, sonu kötüye varacak.
bütün bunlar bir rüya olmalı, bunlar beynimde dönüyor olamaz. tiksiniyorum her gün yemek yerken acun’un programını açtıran müşteriden, otel müdüründen, aşçısından, garsonundan. cem yılmaz’ın plazma muhabbetine döndü anasını satayım. buldular plazmayı aç acun’u…
halamın ise tüm bunların üstüne bu gece; “stajı bitir de şu yarışmaya başvur. baksana boş beleş para dönüyor belki sana da nasip olur” demesi beni benden aldı, yağmurlar yağdı, şimşekler çaktı. işte o şair olan eşekoğlueşek benim.
kendimi şiire adadım…

Yorum yapın