ölü doğmuş düş
19 Feb 2009
Yeni bir yaşam bulmak için gelmemiştir oraya. Kapının girişinde bıraktığı insanlığının cepleri deliktir. Gösterişsiz düşleri vardır ve bunlar bir dokunuş uzaklığında değildir hiçbir zaman. Dalarken durgunluğunun derinlerine, günlerinin katili olmak ister. Sıradan bir insan kadar dürüsttür kendisine. Elinin çizgilerine çentikler atar. Bir acayip kanar gözleri, damlar her akşam yastığının üzerine… İnsanın kaybedecek hiçbir şeyinin olmaması fikrine anlam vermeye çalışır. Saçkıran girmiş bir kafa gibi kelleşmiştir umutları. Uygun adımlarla ezilir bütün iç organları. Geriye posası kalmıştır artık…
Kimseye kötülük yapamadan, kin güdemeden, özlemleriyle gülümseyerek anımsamalarının yer değiştirdiği; basit ve iyi bir insan olmanın yükünü kaldıramadığını hisseder. Ağaçlar yapraklarını kusarken bir sürü ormanın ırzına geçmeyi ister. Bir şekilde iyi olmadığını göstermenin yollarını bulması gerekiyordur fakat hala itaatkar bir Asyalı kadar soğuk kanlıdır. Bir yanda göz alabildiğince uzanan dinlendirici bir düzlükle, diğer yanda medeniyetle halvetine set çekmiş dağlar arasına sıkışmış gibidir hayatı. İnsanlığı ve bütün hırçınlığı can çekişmeye başlar.
Üçün beşin hesabı yoktur bir müddet sonra. Sonbahar olmuştur yüzünde. Gözlerinde inleyen eski zaman ışıkları kolay lokma değildir ama kader gibidir biraz da ayrılık. Sabrı huylanınca civa misali, sinirlendiğini er geç anlayacaklar diye düşünür. Kar suyu birikecektir yollara, ay damlayacaktır akşamüstüne… Belki de en baba dağlar eriyecektir türküler kan çanağıyken. Sonra yine gece olur, halinin bilinen bir adı yoktur. Rengi alınmış, kırılgan, hatırı sayılır zaman gerektiren sabır sahibi biri nasıl tutar ellerinden düşlerini. Ya başlarsa iltihap akmaya ya da düş, saklarsa elini utanıp…
Gözleri kısık, çizgileri uçurum; dalıp gider dinlendirici düzlüğe. Dudaklarında ateş gibi bir ezgiyle;
“…güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim…”

Yorum yapın