1. Ana Sayfa
  2. #Okudum
  3. Oğullar ve Rencide Ruhlar

Oğullar ve Rencide Ruhlar

insanınenolgunyasi

Okudum: Oğullar ve Rencide Ruhlar

Kitabın arka kapağını okumadan kitap almam! Yılların düsturudur bu benim için. Hatta, bazı kitaplarda kitabı özendirecek bir paragraf yerine; yazarın yazlıkta kareli gömleğiyle çektirmiş, suratında sahte bir gülümse olur. İşte o kitapları, isterseniz bütün gazeteler önermiş olsun, almam. Bu kitabı alırken arkasını okuma niyetinde değildim, çünkü daha önce adını duyduğum bir kitaptı ama gene de arka kapağını okudum. O arka kapak yazısı, aynı zamanda kitabın giriş paragrafıydı ve 5 yaşındaki bir çocuğun ağzından döküldüğünün iddia edilmesi olaya büsbütün bir şok katıyordu. O paragraf:

5 yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, bir kaç ay önce 5 yaşıma bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkartarak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.

Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr.
Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykunda kan ter içinde tepinmek, servis minibüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.

Buradaki Alper Kamu göndermesini kitabı okuduktan sonra farkettim. Yerinde, ince ve hoş bir gönderme 5 yaşındaki piç kurusu için. Efendim yukarıdaki paragraftan da anlayabileceğiniz üzere kitabımızın ana karakteri 5 yaşındaki Alper Kamu. Kendisi genç yaşta gelişmiş bir yaratık olmasına rağmen, yaşının telaşelerini de taşıyan bir çocuk. Mahalledeki hiyerarşi sıkıntısı yetmezmiş gibi; annesi ile babasının sürekli didişmesi, babasının duble göt müdürü Erdoğan Bey’in babasını Erzurum’a tayin etmesi, seneye okula gidecek olması yetmezmiş gibi bir de bir cinayetin tek tanığı olması işleri iyice çekilmez hâle sokuyor.

Alper bir gün normalde çok yapmadığı üzere, canı sıkıldığı için hava karardıktan sonra biraz dolaşmaya çıkar. Komşu apartmanın merdivenlerinde nefeslenirken, küçük cinsel arzularını “dikleştiren” komşu Alev kendisini görür ve yanına gelir. Birlikte küçük bir sohbet ederlerken birden şiddetli bir gürültü ile sohbetleri bölünür. Sese doğru koşan Alper, hayatının en büyük tramvasını yaşatması gereken bir sahneye maruz kalır; bir cinayet mahali! Kendisini de şaşırtan bir şekilde, tramva yaşamaz aksine aklına gelen tek soru “Rahmetli acaba Beşiktaş’ın golünü görebildi mi?“. Üstüne vazife olmasa da kendisini yenemez ve bu cinayetin peşinden gider, araştırır ve sonunda cinayeti çözer.

Alper Canıgüz ilk defa duyduğumu itiraf etmek istemediğim bir yazar. Dili hafif ama araya soktuğu ince göndermeler zor anlaşılabiliyor, özellikle de 5 yaşında bir çocuğun ağzından yazılan bu kitapta dikkat etmiyorsunuz ve bir anda “bıyıklı kim amuğa goyum?” moduna girebiliyorsunuz. Dilinin uçarılığı bana Amerikalı yazar Tom Robbins’i hatırladı, aynı uçarılık ama gene de aynı bilgelik. Kitabı okurken ara verecekseniz, bir bölümü bitirdikten sonra ara vermeyin. Bir bölümü biraz okuyun, ondan sonra bırakın. Çünkü bir bölümde katili düşünürken birden bambaşka narkotik bir alemde geçmişyiyenlerle uğraşabiliyorsunuz. Doğru kitapta olduğunuza emin olamayabilirsiniz.

Benden bu kadar, sizlere de iyi okumalar. Umarım bişiler okuyorsunuzdur, okumuyorsanız da okuyun.

Yorum Yap

Yorum Yap