Kelimelere Dökülemeyen Mutluluklar!
04 Oct 2007

hiç iyi bir öğrenci olamadım;
ne geçen ders nerede kaldığımızı hatırlardım ne de verilen ödevi…
hiç iyi bir çocuk olamadım;
ne geçen gün nerede kaldığımı hatırlardım ne de sorumluluklarımı…
hiç iyi bir sevgili olamadım;
ne geçen sevgililer gününü hatırlardım ne de bazen hâl hatır sormayı…
hiç iyi bir arkadaş olamadım;
ne geçen güzel günleri hatırlardım ne de bir iki kelam edebilmeyi…
hiç iyi bir ben olamadım;
ne geçen seneleri hatırlardım ne de kendime bakabilmeyi…
mutluyum çünkü sorumsuzluğum vücudumu dolaşıp paçalarımdan akacak kadar fazla. belki yalnız bir hayata sürükleyecek beni ve belki de şaşalı bir ortama… belki beni ben olduğum için sevecekler çıkacak belki de aynı sebepten nefret edecekler. belki aynı sebepler benim bana karşı görüşlerimi etkileyecek ama mutluyum. misal; ben boni bon olduğu için bonibon’u severim. hele o kutusunu shot yapmak yok mu? hehehe hastasıyım çocukluktan beri. yemişim haribo’yu zartı zurtu. bonibon lan! süper! mutluluk!
yağmur uzun zamandır satış koymakta bana. duşun altına girince aynısı olmuyor. toprak ve asfalt karışımı doğal koku yayılmıyor insana duşta… e bir gel de elimi öp hayırsız!
onun dışında mutluyum, sigara beni değil ben sigarayı bırakabildim sonunda ama canım isterse yine buyur eder yine kovarım… terbiyeli çorba olur da sigara niye olmasın? ben yaparım çünkü böyle mutluyum.
iki buçuk kilo almışım, mutluyum. iki kilo kıyma alabileceğim günler gelince ve o iki kilo kıyma çocuklarımı, eşimi doyurmaya yetince de mutlu olacağım… iki buçuk diyip geçme uç buçuk atmaktan iyidir…
aptal psikoloji filmleri depresyonu yaşamıyorum ve bu yüzden kendimle gurur duyuyorum. beyinsizliklerini sergiledikleri her filmde günümüzün modası “depresyon sanatı” emicileri ile sopranos’u ödüle boğan emmy’cileri hiç ama hiç anlamıyorum. sanatınıza sıçayım o pozisyonda çok mutlu olacağımı düşünüyorum…
benim cumhurbaşkanım gül değil ve en az onun kadar muhalefet liderim de baykal değil çünkü öyle mutluyum. inanmıyorum. onun bana inanmadığı ve beni iplemediği ölçüde ben de ona inanmıyor ve kendisini iplemiyorum. bizi ipleseydi bu durumda olmazdık… kamçılamak dediğin jartiyer giyip “hadi bebeğim parçala beni” demekle de olur, beygirin tepesine binip “deaaaah” demekle de olur… ikisinin arasındaki farkı bulamayıp da eline yüzüne bulaştıranın hâlinden de mutluyum kendi hâlimden de…
şu tarz cümleler kuranlara sinir oluyorum;
“sonbaharın ışıldattığı kum tanelerinden yaradılan kelebeğin bir günlük zafer uçuşuna söyle ne kadar katlanabilirim hayat?”
şu tarz cümleler kurabilenlere tapıyorum;
“lan kodumun laf canavarı. sil lan o satırları! gelirsem parçalarım seni, kelebeğini de yerim! hasta etmeyin lan adamı. içine zıçtınız romantizmin de rasyonalizmin de… kemalizm’i de böyle yok ediyorsunuz siz! makyajcı parçaları…”
ucube kelimesini çok seviyorum. dengesiz kelimesini daha çok seviyorum. çocuk olmaya, öyle görülmeye bayılıyorum… çocuk affedilir çünkü ve o da bunu bile bile her istediğini yapar…
bill clinton’un burnunu sıkan o çocuk değil de ben olsam şimdi guantanamo’da kıçıma cop yiyor, sabun düşürmeye korkar durumda olurdum…
gülmeyi sevmeyenden tiksindiğim kadar gülmenin b.kunu çıkarandan da tiksiniyorum. güldürmeyi beceremeyip de hâlâ bunda ısrar edeni gördüğümde suratına tüküresim geliyor çünkü tükürmek de ayrı zevk. yere tükürüp kaba bir vatandaş olacağıma surata tükürürüm de boşa gitmez… fatma girik yıllar yılı boşuna mı milletin suratına tükürdü? kadının bir bildiği var sonuçta. fatma girik’ten mutluyum yürü be fato, söz fato’da…
hazır cevap insanlara saygım vardır çünkü ben de öyleyim ve öylesine denk gelince çatışsak da ve hatta ciddi ciddi kavga boyutuna gelip durum da o kişiye sinir olsam da her zaman saygım vardır. kendini nasıl geliştirecek başka türlü insan? aslanlar da birbiriyle kavga eder ama alemde pençe takıp yiyemeyecekleri hayvan yoktur.
yalnızlığımdan son derece mutluyum. insan sevmek ve sevilmek elbette ister ve hatta son dönemlerde iyice sevilesim var ama sevilmiyor olmak da bir yerde insana mutluluk verebilir. bakış açısına bağlı… şöyle desem daha doğru; sevilmek elbette mutlu eder insanı ama sevilmemek de karamsarlığa koşmamalı. belki gizli seviciler vardır… belki de ölü seviciler. ölünce sevilirsem de mutlu olabilirim aslında… o değil de “ölünce sevemezsem seni?” ne demektir ya? ayna kadar taş düşecek başımıza iyi mi? o gözlüklerinden belliydi zaten, ben de ölü sevici olsam insanın yüzüne bakamam…
alemde kuş olup diyar diyar dolaşacağıma karınca olurum da ayaklarım yere basar daha da mutlu olurum. bunun yükseklik korkumla alakası yok. valla bak…
boyumun uzunluğundan mutluyum, ayağa kalkınca şahane bir korku salıyorum ortalığa… akabinde “naber lan?” diyince karşımdakinin rahatlamış halini görünce de mutlu oluyorum. o rahatlamasının ardından bir tokat yapıştırınca şaşkın hâline daha da mutlu oluyorum. öpüp koklaşıp şaka olduğunu anlatıp daha da mutlu oluyorum.
insan kendini pazarlamayı bilmeli. insan Donna Karan’ın müşterilerine “DKNY bulamıyorlarsa Fuma giysinler kardeşim!” dedikten sonra yaptığı moda ihtilali sonrasında karakterini devirmiş bir diktatördür ve öyle kalacağını anlamalı. hepimiz gestapoyuz hepimiz subayız bunların yanında ben 21 yaşında çok seksi acayip kaslı cazibesi dillere destan yatı katı zartı zurtu olan şahane bir adamımdır da. beni göz önünde bulundurun mesela. mutlu olurum. cemil ipekçi’ye de katılmıyorum. “moda; insanın kendine yakışanı giymesi” den öte “moda kadıköy’ün bir ilçesi olarak kalmalıdır” demek beni daha çok mutlu ediyor. ARMANI, DKNY, TOMMY hede ve hödö markalı tişört giyip sokaklarda hava atmaya çalışan ama xray’e soktuğunda götünde donu olmadığını anladığın insanları gördükçe ne modası canım? öyle moda mı olur? paran yoksa alma kardeşim, sahtesini de alma. alabildiğini al onu yakıştır kendine… kim seni tommy dkny zart zurt giymiyorsun diye yargılayabilir ki? (anneannemin ve babaannemin ördüklerine bayılırım. tommy’de bir kazağa 300 ytl bayılacağıma alırım iki top iplik giderim anneanneme, karnım da doyar, harçlık bile verir hehehehe)
“sifonu çekmeyin bilmem kaç ton su gidiyor kardeşim! küre var ısınma var!” diyen insanların kafalarına s.çıp sifonu çekmemek istiyorum ki o koku nasılmış anlasınlar… işte bunu yapabildiğim ölçüde ben mutluyum…
klişeleşmiş “hugh grant” romantizminden öte doğada gizli kalmış romantizmlere daha bir ilgiliyim sanırım… bilmem kaç milyon dolarlık iş kulelerinde rastlantı eseri yaşanan aşklar ve çilelerinden öte çocuksu ve sınır tanımayan aşklar daha mutluluk verici değil midir? hastalandığımda sevgilim burnumda sümük görse de silse mutlu olurum lan ben ya da ne bileyim önümde kibar kibar “ıpşı” diye hapşuracağına “üeeeeeeeeeeepşıaaaaaaaaaaaa” diye hapşırsa da mutlu olurum. osursun yanımda be… sanki gaz yok onlarda. yanımda osurmuyorsa yanımda değilken osuruyor illa kardeşim. yalana gerek yok… yanımda osursun. mutlu olayım… yoksa bir ben mi böyle düşünen manyağım? sapkınlık mıdır ki bu? sanmam…
velhasıl; mutlu olmayı beceremeyen o kadar çok insan var ki her gün gözümüzün önünden mutluluk için binlerce sebep geçerken, onları gördükçe ben daha bir mutlu oluyorum. çünkü ben mutluyum! veeee kelimelere dökülemeyen mutluluklar yoktur, sadece dökülürse bu kadar uzun olup bayacağından korkulur. benim korkum yok. yazdım işte oh olsun…
* bu iki mesajlık yazıyı sonuna kadar okuyabilen erkekler, size birer bira ısmarlamak istiyorum. bayanlara ise tek tek evlenme teklif etmek istiyorum. biriniz kabul edersiniz herhalde?
iletişim için;
türkiye: 0900 900 90 90
almanya: 0800 800 80 80
amerika: 555-555 555
half-life cd-key: 33333333333
sims’te para şifresi: klapacius
my name is: doğuş

7 yorum yapılmış, “Kelimelere Dökülemeyen Mutluluklar!”
01
abi yine döktürmüşsün.birçok ortak noktamız da varmış meğersem.bu osuruk ve sevgili olayını iyi özetlemişsin de yanında osurunca niye ayrı bi mutlu oluyorsun onu anlamadım (:
bu arada half lifeın cdkeyi 13 tane 3 değil miydi :P
02
açıkladım o osurma olayını orada. mutlu olmak da öyle heyoooo tarzı bir mutluluk değil çocuğum olmuş gibi :D evet 13 tane 3 ama üşendim şimdi saymaya da yazmaya da 13 tane… ha dersen ki ulan o kadar yazıyı yazmaya üşenmiyorsun da 13 tane 3 koymaya üşeniyorsun, ne bileyim derim :D
03
fotodaki gülen yarım-simaların hepsinin dişleri sapasağlam. mutlulukları ondan olsa gerek. ağrıyan ve çürük dişleri olsaydı, görürdüm ben onları..
04
bana bir şikayette bulunmadılar vallahi. ama zaten çürük dişleri varsa da ipana reklamları ideal olurdu sanırım. zaten insanımızın %70′inin dişçi tanıdığı var ve hepsi ipana’yı tercih ediyor.
05
O zaman ben bi birayı hakettim şimdi öyle mi gelince ısmarlarsın bi bira artık dicem ama ben kaç sefer geldim sen yoktun ya festivalde çalıştın ya da kaleminle beynini oyma işindeydin neyse bi daha gelcem eğer ordaysan bu sefer her gün arıcam başının etini de yicem böylece mutlu da olcam ayrıca kız olsaydım kesin kabul ederdim teklifini senden iyisini mi bulcam :P ama malesef değilim yine de kabul etsem sen etmezsin bu sefer mutlu etmeye de çalışıyoz ama yaranamıyoz da o yüzden sana hıh yapıyorum ama smiley çıkmıyo neyse sen sözcüğüyle idare et yanına gelince alasını yapmayanın … anladın sen onu :)
06
yalnızlıktan mutlu olmadığını biliyorum, terkedilmekten de sıkıldığını. sana değer veren insanlara gösteremediğin sorumlulukların ne kadar yara açıyor, bilmiyorsun, bunu öğrenince büyümeye dair ilk adımını atmış olacaksın. zoraki bir adım değil, kaybedince öğrenip de atmak zorunda olduklarından. aa eğer değer vermiyorsan da değer veriyormuş gibi yapma, kimse de üzülmesin.
07
üzülmez benim için kimse çünkü hiçbir insan gerçek anlamda başkası için üzülmez. değer verip de kaybettiklerinin ardından salya sümük ağlayan ama günler geçtikçe unutan insanlar benim için neden üzülsünler ki? ben o kadar da değerli bir insan değilim.
çocuk iyidir, ağlar-sızlar ama şeker verdiğinde susar. yetişkin biri ağlayıp sızladı mı şekerden fazlasına ihtiyaç var. neden bir yetişkin olup da sevdiğim insanları zahmete sokayım ki? bir şeker verseler susarım üzüldüğümde.
güldüğümde yanımda olan insanlar var, üzüldüğümde ise yanımda değiller. hatta en mutlu günlerimde bile “mazaretsiz” yanımda olmayanları gördüm… neden istemedikleri bir şey için onları zahmete sokayım ki?
yalnızlık iyi değildir kimi zaman. bazen bir düz yazı için, bir şiir için, bir hayat görüşü için ya da rahatlamak için yalnız kalmayı seçer insan ama onun dışında yalnız kalmayı istemez pek… benim de istemediğim gibi. yalnızlığa sırtını dayamış bir sevgi boşluğu var uzun zamandır üzerimde, sevgili… evet olmasını istiyorum da olmuyor belki ama kesinlikle mutsuz değilim. umutsuz belki, mutsuz hayır. günün birinde çıkabilecekken “gerçek” biri karşıma neden üzüleyim ki? ayrıca bir yandan hakettim de ben bunu, seçiciyim bu hususta…
ister istemez büyüyorum yine de… yanlışı görüp doğruyu anladıkça, sorumluluklar omuzlarımda taşıyamayacağım kadar birikmeye başladıkça, ister istemez… çocuk kalmaktan kastım bunlar değildi ama sevdiğim insanlar belli, onlar kendilerini biliyor. ne zaman sıkışırlarsa yanlarında olacağımı biliyorlar. iyi günde-kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye devam eden bir dostluk yemini, sadakat… onlar yanımda olmasa da olur benim zor günlerimde karşılıklı çıkara dayalı hiçbir ilişkiyi sevemedim hiçbir zaman.
Yorum yapın