Kulaktan dile - II

10 Jan 2008

3 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. Babam şehrin ağasının oğlu, annem şehrin ileri gelenlerinin kızı. Babam rençberlik yapıyor dedemin tarlalarında, annem ise herşeyi. Rençberlik, yemek yapımı, ev işleri, çocukların bakımı. Geceleri tarlaya gidiyoruz, gün ışımadan işimizi yapıyoruz. Annemin bel kuşağının üstüne sarılmış gidiyorum. Küçük ablam köpeğimizi koştura koştura, ablam ise acıktığımızda yiyeceğimiz üzüm ve ekmeği, bir testide de dedemin güneş geçmesin başımıza diye hazırladığı saçlarımıza sürdüğümüz üzüm şarabı. Annem tarlada çalışırken beni bir ağacın dalına bırakıyor ya da sırtında taşıyordu, ablalarım ise ona yardım ediyorlardı. Babam ise hala uyuyordu. Sabah ışıdığında dedem atıyla geliyor ve tarlalarını inceliyor, feodal sistemin hırçın, duygusuz ağası.

9 yaşıma girdiğimde köyden büyük şehre göçüyoruz, istanbula. Bereket toprakta kalıyor, fakirlik bizi bekliyormuş meğer bolluktan sonra. İlk hayalim bu şehir hakkında gökkubesini kaplayan bir camın olduğu, derlerdi çünkü İstanbul’a ne kar ne yağmur yağıyor. Lakin camdan kubbesi yoktu şehrin. Bir oda kiralıyoruz, sadece bir oda. Mum ışığında oturduğumuz bir odamız var. Odamızda annem, babam ve ablalarımın yattığı bir yatağımız var sadece. Okula gidiyorum burda da, gömleğimin yakası eskiyor, annem her seferinde yakasını ters çevirip bir yıl daha giymemi sağlıyor.

Babamın kardeşleri var burada, borç alıyor onlardan, kendi parasını biriktiriyor, ablam Tekel fabrikalarında çalışıyor. Paramızla bir ev alıyoruz, işte o zaman biraz rahata eriyoruz. Yaşım da o zamanlar 18. Bir Yahudi iş adamının yanında çalışıyorum. Babamın ilgisizliğinden ötürü okulu bırakıyorum. Peşinden de zaten askere gidiyorum Erzincan’a. Döndüğümde evlendiriliyorum, esmer kıvırcık saçlı bir kızla. Ben 23 yaşımdayım o ise 19 yaşında. Ailesinin yanından alıyoruz onu ve annemle babamın yanına getiriyoruz. Bir kaç yıl çocuğumuz olmuyor. Lakin tedaviler sonunda 3 tane gözlerine bakınca ağladığım evlatlarım oluyor.

Memurluğa başlıyorum devletin bir kurumunda, durumumu düzeltiyorum. Anneme babama, eşime ve çocuklarıma bakıyorum. Kızlarımı okutuyorum, her biri kendi ayakları üzerinde durmayı öğreniyor. Ama onları çok merak ediyorum, canları yansın istemiyorum. Bu arada annemi de kaybediyorum, 60 yaşında ölen bir kadın sanırım zamanında çok ezilmiştir çalışmaktan. Babama ve dedeme kızıyorum. 50 yaşımda emekli oluyorum, üzülüyorum işe yaramaz bir insan gibi görüyorum artık kendimi. Ama eşim o beyaz saçlı kıvırcık saçlı biricik eşim* , benimle hergün yürüyüşe çıkıyor, her sabah kahvaltımızı ediyoruz. Çok mu didindim diyorum 57 yılıma dönüp baktığımda, evet diyorum. Yorgun hissediyorum kendimi, yüzümdeki derin çizgiler bunlardan gelse gerek. Mutlu muyum ama, sanırım mutluyum. 

aklimin ipleri şahsının son yazıları

Beni Kategorize Etme | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git
Toplam Okunma: 248 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 04.09.2010 - 22:57

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

istanbul'da hogwarts var da biz mi okumadık?

bliss

Bu Aya Dair

Eylül 2010
M T W T F S S
« Jun    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Meta

 

who's online

canlitv tv izle

Yukari