Kulaktan dile - I
09 Jan 2008
7 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya geldim, belki de 6 kardeşim oldu demek daha doğru olacak. Babam sağlık memuruydu, sonra taksicilik yaptı, peşinden de bakkalında kös kös oturdu. Annem çocuklarıyla uğraşan bir kadın. Arada bir arkadaşlarıyla eğlenmeye gidiyorlar, tango yapıyorlar çaça ile eğleniyorlar. Annem etek ve elbiselerini kendi dikiyor. Kardeşlerime pantolonları bile o dikiyor. Benden 2 yaş küçük bir kız kardeşim var, gecelere kadar sohbet ediyor fener ışığında nakış işliyor radyo tiyatrosunu dinliyoruz. Diğer kardeşlerim daha çok küçük. Gözlerimi kaybetmem sanırım bu sırada oldu, kataraktım da var miyobum da var. Teknoloji ilerledi diyorlar, sanırım ameliyat olurum bir ara. Nakışı kendi kendime annemden öğrendim, geceleri işleyerek daha da ilerlettim. Dikiş için ise kursa gittim, kendime ve ileride olacak çocuklarıma kıyafetler diktim.
19 yaşımda nişanlandım bir bayram günü, eşim olacak insandan ve ailesinden tek istediğim dikiş makinesi oldu. Hala duruyor makinem, yatak odamda üstünde gençliğimde işlediğim örtümle. Eşim iyi biri, çok tanımıyordum, istediler beni. Babam da annem de razı oldu, başka bir şehre kocamın yanına taşındım. Yanında ise eşimin annesi ve babası da vardı. Bir eşe alışmaya çalışır iken yeni bir anne ve yeni bir babaya da alışıyordum. 4 yıl çocuğum olmadı, 4 yıl içinde 3 kere düşük ve ölü doğumlar gerçekleştirdim. Tedavi sonunda 3 tane evladım oldu 5 yıl arayla. 6 çocuk taşımanın ağırlığıyla karnımda deri çatlakları oluştu, her çocuğumun tek tek izleri karnımda. Çocuklarımızı büyüttük eşimle, hepsi kendi ayakları üstünde duran olgun insanlar oldular. Ama yine hala merak ediyorum onları dışarıda olduklarında, başlarına birşey mi geldi, nerdeler kimleler hala merak ediyorum beş yaşında çocuklarmış gibi. Onlar bizim gözlerine bakarken ağladığımız geç kavuştuğumuz çocuklarımız çünkü.
Bu arada diğer ailemde - ne garip ben de bir aileyim artık- değişiklikler oldu, bütün kardeşlerim evlendiler, hepsinin çocukları oldu, kocaman aileler onlar da. Bir kardeşimi ise doğumda kaybettik, cenin karnında ölmüş, doğum sırasında farkedilmiş ve kardeşim ölmüş. Annem delirdi bunun üstüne, durmadan titreyen bir kadın haline döndü, üstüne bir de yaşlılık eklendi. Kardeşimi kaybetmenin acısından sonra ikinci annem yani eşimin annesi yatalak oldu, 6 ay ona baktım, konuşmuyor yemek yemiyordu. Gözlerini tavana dikiyor ve sadece bakıyordu grileşen gözleriyle. Bir gece kan kusmaya başladı, çok saat geçmedi ve öldü. Eşim yani oğlu evde yoktu, geldiğinde haberi verdim. Omzumda çocuklar gibi ağlıyordu eşim. Aradan 10 yıl geçti. Bu arada çocuklarımız daha da büyüdü, hayaller onlarındı artık. Benim hayallerim ise sadece onların üstüneydi.
Eşimle bütün gün artık evimizde çay içip film seyrederek günlerimizi geçiriyoruz, kahvaltıda bir kaç da ilacımızı yutup birbirimizi seviyoruz. Eşim beni hala seviyor, o benim ilk ve tek sevgilim. Her banyodan sonra hala kıvırcık beyaz saçlarımı o tarıyor. Pazar günleri kahvaltımıza çocuklarımız da katılıyor. Sanırım biz de artık yaşlanıyoruz, beş gün iyi isek iki gün hastayız. Yaşadığım 53 seneye baktığımda kendim için hiç hayalim ve uğraşım olmadığını, ömrümün yarısından çoğunu çocuklarıma ve eşime ayırdığımı görüyorum. Mutsuz muyum, değilim. Sadece herşey daha da iyi olsun istiyorum.

Yorum yapın