koza

23 Feb 2007

her sabah saatimi yedi buçuğa kursam da sekiz buçukta kalkıp alel acele evden çıkmayı seviyorum. bildik yollar, yüzler; tanımasam da her sabah aynı caddede gördüğüm genç kadınlar, adamlar, dilenci.. her gün aynı pastaneden bir tane zeytinli açma alıyorum, pastaneye girince adam gülümsüyor ve hemen içeriye gidip kağıda bir tane açma sarıyor, patetesli değil, benim sevdiğim zeytinli olanlardan. poşet istemediğimi bilmiyormuş gibi bir de her sabah poşet ister misiniz diye soruyor, poğaçalar da sıcak, fırından aldım şimdi, afiyet olsun. ben de fiyatını bilmezmiş gibi elli kuruştu öyle değil mi diyorum. seremoni gibi.

bu sabah şekerli börek istedi canım, nasılsa maaşa az kalmıştı, biraz para harcasam sorun olmazdı. böreği evin oradaki börekçiden almış, aynı caddeden aynı yüzleri göre göre işe gidiyordum. zeytinli açma aldığım pastanenin önünden geçerken börek almış olmanın suçluluğuyla içeriye baktım belli etmeden. tezgahın önünde müşteriler vardı, pastaneci beni göremezdi, hızla köşeyi döndüm, derin bir nefes verdim, rahatlamıştım. pazartesi günü zeytinli açma almaya gidince yüzüm kızaracak, pastanecinin suratına bakmaktan korkacaktım, hani sanki nerdeydiniz geçen gün, yoksa canınız açma istemedi mi diyecekmiş gibi.

senelerdir aynı semtte oturuyorum. birkaç kez başka yerlere taşındım, denedim ama olmadı, rahat edemedim. küçük bir şehirde doğup büyümüş olmanın verdiği sahiplenme ve sahiplenilme duygusu olsa gerek diye düşünüyorum. sen kalk küçüçük şehrinden okuyacağım diye kaç, sonra yine kendine küçük şehirler yarat.. bazen kendimi anlamıyorum, hatta çoğunuzu anladığım kadar bile anlamıyorum.

her gün aynı şeyi yesem, her gün aynı şeyleri yapsam, aynı şeyleri giysem, aynı şeyleri izlesem, aynı.. şey.. ben.. uyuşmuş gibiyim, hele bacaklarımın uyuşukluğu anlatılamaz. sizin zamanınız akıp gidiyor, arabalarınız yolda hız yapıyor, güneşiniz doğup batıyor ama ben duruyorum. ben yürüyünce de iki yanımdan nehir gibi akıyorsunuz ama ben bu filme giremiyorum.. benim filmime giremiyorsunuz.

dün pastanedeki adam zeytinli açmayı sararken kağıdın içine bir tane de peynirli küçük bir poğaça atmış, hani yaşlı başlı bir adam olmasa başka bir şey düşünürdüm, sağolsun. böyle insanlar kalmadı azizim dedim içimden ve utandım. bu sabah belki de o yüzden canım şekerli börek istedi. her sabah gelip tek bir açma alıyor, midesine farklı bir şey girsin bari diye mi düşündü yoksa o da benim gibi yüzleri bildik, tanıdık bir çevre mi oluşturmaya çalışıyor, bilmiyorum.

Saten şahsının son yazıları

Kişisel Derinlik | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git
Toplam Okunma: 406 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 16.11.2008 - 17:00

8 yorum yapılmış, “koza”

  1. 01

    sanki biraz gereklilik kipi yormuş sizi ve ne güzel anlatmış şair;

    ASMİN

    Kimdi cesaretimi kıran,üstelik
    Yeni serüvenlere hazırlarken kendimi
    Sesimi cılız,rüzgarımı yelkensiz
    Bulan kimdi, ki şimdi geniş zaman
    Kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma
    Ama kimdi adını bir kadına ödünç verip
    Doruklara çekilen büyülü doruklara
    Biz Asmin dedik ona,sevgilim,kadınım,
    Anamdı belki, ama o çoktandır
    Üç bin metrenin altına inmiyor artık

    İçimde bir fil sezgisi,kopup gitmeliyim
    Dağlara yazmalıyım aşkı ve ayrılıkları
    Asminli düşler kurmalıyım ya da birisi
    Karşılık bulmalı canımı yakan sorulara
    Kim demiyorum kim olursa olsun

    Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın
    Bir çocuğun elinde, ki celladım
    Gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
    Yine de özlüyorum onu, niyetçi
    Tavşanlara dönerken beklediklerim

    Aynı soruyu sormaktan, minör
    Ağrılardan yoruldum,gitmeliyim buralardan
    İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
    Yoruldum yoruldum yoruldum
    Gereklilik kipinde yaşamaktan.

    impossible, 23 Feb 2007 13:40 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    bi gün o pastahanenin önünden geçerken, bi kafanı çeviriyorsun, yeller esiyor pastahanenin yerinde. yeller estirenin “yeli kırılsın” inşallah. oysa biz ne mutluyduk küçük dünyalarımızda. hadi yine oraya gidelim. tut elimden götür beni oralara…

    tavşan ölür, hicran düşer dağlara…

    kendi halimdeyim

    mukallit, 23 Feb 2007 14:49 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    Bu şekilde yaşıyan tek kişi değilsin aslında herkes yapıyor. Örneğin; her sabah aynı yerde kahvaltı yaparım, taksiye aynı yerden binerim, aynı yerde inerim, aynı yerden içki alırım, aynı adamlarla rakı içerim…Daha çok şeyler var sende olduğu gibi. Fakat ben hiç küçük şehirlerde yaşamadım. İstanbul’da büyüdüm hem de en kalabalık yerlerinde ama gene de kendi şehrimi kurdum ve sıkılınca şehri değiştirdim. Galiba bu kişiye değil istanbul’a özel, herkese ayrı şehir veriyor.

    zibidy, 23 Feb 2007 15:04 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  4. 04

    alışkanlıklarımız, mutluluklarımız ve elbette benzer hayatlarımız…

    vazgeçmek ya da değişiklik yapmak bazen risktir bazen de devrim!

    melike dara, 23 Feb 2007 15:17 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  5. 05

    25 yıla 3 farklı hayat sığdırmak, isteyerek ya da zorla farketmez, ağır geliyor genç bedene. içimizdeki devrim göreceli, herkesin kozası kendine.

    Saten, 23 Feb 2007 15:41 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  6. 06

    aslında şimdi bu yazıya dair bir çok şey yazabilirim ama bu yazının içtenliğine ve yaşanmışlığına diyebilecek hiçbir şey yok. dediğin gibi canımcım herkesin kozası kendine. o yüzden ancak şunu diyebilirim;

    çok güzel yazmışsın. çok keyif aldım okurken. keyif derken kahkahalarla gülmek değil elbette. sıkılmadan okudum. (:

    ismini cismini vermek istemeyen blog yazarı, 23 Feb 2007 20:36 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  7. 07

    Satenin herkesin kozası kendineyi okuduk sonra elimde ne varsa sağa sola bıraktım çocukluk esprileri geldi aklıma

    zibidy, 24 Feb 2007 09:20 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  8. 08

    “her yol gestalt’a gider” veya “yalvarırım tanımlayın beni; acele simgesel ölmem lazım” yazılı, ama süslü, renkli hatta -söylemesi ayıptır- sevgi dolu notlarla dolu bir buzdolabı kapağı. hemen neyin yanında; mesela çok sürprizli mutluluklar. mesela “beş dakika içinde kendimi aldatmazsam polisi arayın” endişesi. ayrıca ve -hiç kızmayın- özellikle
    “bir adam tanırdım” diye başlayıp “aslında o adam benim” diye biten acıklı bir hikayeye dönüşmüşse, ne? bilmem, bir şeyler mutlaka dönüşmüştür.
    ay ay. biliyorum hiç yeri değil ama bir adam tanırdım, her akşam farklı yoldan giderdi evine. hmm, ama bu çok paranoyakça; öteki diye bir şeyi kabul etmek. a ha, işte budur; yine gestalt!
    o halde bir sloganla şu yorumu sonlandırmak en doğrusu olur mu? olur olur
    gestaltsızsanız, gestalt sizsiniz.
    ama bir de şarkı olsa; yaklaşık olarak şöyle bir şey; ağrı dağın eteğinde annesel süperego olsam. dırırdıt dırıdıt.
    hani nerdeyse 150 karakterle sınırlı değilim diye yazmaya devam etcem.
    tüm hepsi “evet katılıyorum saten” demek içindi.

    gadamer, 27 Aug 2007 15:58 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

kelebek bana "yarın görüşürüz" dedi, gözlerimi kaçırdım, "peki" dedim; ben biliyordum, o bilmiyordu. .

mem

Bu Aya Dair

Kasım 2008
M T W T F S S
« Oct    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Meta

 

who's online

canlitv tv izle

Yukari