1. Ana Sayfa
  2. Felsefe
  3. Gülme Refleksi ve Mizah Felsefesi Üzerine

Gülme Refleksi ve Mizah Felsefesi Üzerine

gülme-refleksi

Gülmeyi beynimizin subkorteks bölgesi yönetir ve en eski bölgelerden biridir. Subkorteks nefes alma, bazı basit refleksleri kontrolü üstlenme gibi işlevlere sahip olmasıyla beynin sonradan gelişen dil, hafıza işlevlerinden oldukça uzaktır. Beynimizin sonradan gelişen ve daha yüksek işlevli bölgeleri bu ilkel mekanizmalardan gelen gülmeye müdahale edemiyor. Gülmek bu yüzden bir refleks olarak gerçekleşir. Beynimiz paradokslara karşı korunaklı bir yapıda evrimleştiğinden çelişik bir şey gördüğünde gülerek refleks gösteriyor. Gülme çelişkiye karşı geliştirdiğimiz bir korunma, savunma mekanizmasıdır.

Bir şeyin komik olması için çelişki gereklidir. Kişi bir kişi hakkında olay veya düşünce hakkında beyninde bir ön bilgi veya yargı oluşturur ve eğer gördüğü şey bu bilgi ve yargısı ile çelişiyorsa gülme refleksi gösterir. Espriler söz konusu olduğunda alışkanlığımızla ve bilgimizle çelişen her şey bizi güldürür.

Gülmek iletişimi geliştirme ve insanlarla kaynaşma açısından da sosyal bir işleve ve avantaja sahiptir. Gülme sırasında çıkardığımız sesler konuşma akustiğimizle benzerlik taşıdığından beynimizin nefes alma ve konuşma için kullandığımız bölgelerini kullanırız. Gülmek bu mekanizmalarla doğmuş olup sağladığı işlevlerle günümüze taşınmıştır. Bu refleksi gıdıklanma olarak vermemizin temelinde de benzer bir durum söz konusudur.

Gıdıklanma ile gelen gülme de korkunun sonucudur. Bu korku ile beynimizin acıya duyarlı kısmı atalarımız çıplak ayakla dolaştığından çevredeki zehirli canlıların ayaklara gelmesi bir irkilmeye ve korkuya sebep oluyordu haliyle. Buna bir tepki olarak, savunma olarak, uyarı olarak bu korku gelişti.

Gülmenin neden, nasıl ortaya çıktığını ve işlevlerini az çok biliyoruz. Neyin komik olduğuna kafa yoralım biraz da:

Neyin komik olduğu çağa göre her zaman değişiklik göstermiştir. Süreç içinde buna ilişkin farklı yaklaşımlar da gelmiştir. Platon ilk kez buna değinmiş ve komik olan şeyi insanın zayıf durumda bulunmasına yormuştur. Aristo gülünç olanı insanda bıraktığı etkiye göre tanımlamıştır. Çiçero ise “Gülüncün alanında bayağılık ve biçim bozukluğu bulunur.” demiştir. Ludovico Castelvetro gülünç olanın ne olduğunu neye güleriz sorusuyla tartışır. Ona göre dört çeşit gülme vardır:

Birincisi sevgi ve şefkatten gelen gülmedir, gülüncü içermez.

İkincisi gerçek gülüncü içerir, başkalarının yanılmasına dayanır.

Üçüncüsü hilekarlıklar ve fiziksel bozuklukları içerir.

Dördüncüyü ise açık saçıklıklar oluşturur. Castelvetro, “müstehcenin örtülü olarak sunulmasının dolaysız söylenmesinden daha başarılı olduğunu”, Philip Sidney ise gülmenin hemen her zaman kendimizle ve genellikle doğayla uyum içinde olmayan şeylerden doğduğunu dile getirir. “Kendimize göre fiziksel hareketlerden çok, zihinsel etkinliklerde az enerji harcayan insanları gülünç buluruz.”

Mizahı oluşturan temel unsur da doğal olarak çelişkidir. Dolayısıyla yaşamın olduğu her yerde çelişki, çelişkinin olduğu yerde komik vardır.

Elder Olsan’a göre gülmenin iki işlevi vardır:

Birincisi, katarsis, insanı bastırılmış duygularından kurtararak gevşetip rahatlatmaktır.

İkincisi ise, gülme, budalalığı ve kusuru gösterip cezalandırır. Böylece bu yolla yaşamı düzeltip iyileştirir. Komedinin özelliklerinden biri, katlanılmaz olanı katlanılır kılmaktır. Böylece birey, yaşama acı dolu bir gülüşle karşılık verir, hiciv ve ironi ile onu yeniden düzenler.

Gülünç olanla komik olanı ise burada ayırt etmek gerek. Henri Bergson’a göre; “Komik olan arı bir zekaya seslenir. Komik, insan zihnini eğlendiren basit bir tuhaflık, gülme ise insan etkinliğinin geri kalan bölümüyle ilişkisi bulunmayan garip bir olay gibi görülmüştür. Dolayısıyla komik olan zihinsel bir aykırılıktır. Yani zihnin genel rutinini, durağanlığını bozup, farklı tarzda düşünme yollarının kapısını açan, zihni harekete geçiren bir olgudur.”

Bergson’dan devam edecek olursak ona göre komik olan, “grup halinde toplanan insanların tümünün, duyarsızlıklarını susturup yalnızca zekalarını çalıştırarak, dikkatlerini aralarından birine yönelttikleri zaman ortaya” çıkan bir şeydir. Bergson’a göre, insanın kurduğu toplumsal ilişkiler, tarih, kültür, norm, kısaca üst yapıdaki değerler bireyin çevresini sarar. Bu yüzden mizahi ve komik olan, her şeyden önce bireye kültürün sınırları içinde kalmayı gerektirecek bir denetim alanı olarak ortaya çıkar. Zira komik olan aynı zamanda makineleşmiş, katılaşmış, önüne çıkan her kural ve yapılanmaya çarpacak bir “robotlaşma”dır. Bergson için, “canlı bir şeyin üstüne kaplanmış mekanik imgesi” asıl imgedir. Bu bağlamda bir kişi geçici bir an da olsa canlı edimselliğini ve değişkenliğini kaybedip mekanik, bir nesneye dönüştüğü içi gülünç hale gelir. Ona göre insanı öz sürekli değişim halindedir ve değişen bir şey taklit edilemez. Buna karşın edimler bu canlılığın süreğen değişimin dışına çıkıp mekanikleştiğinde, taklit edilebilir bir hal alır ve bu andan sonra da komik olma potansiyeli ortaya çıkar.

Toplumsal ilişkiler sürekli değişim halindedir ama toplumsal ilişkilerin süreğenliği geçmişten bugüne denenmiş olan ilişki sistemi üzerinden yürür. Bu bağlamda birey komik duruma düşmemek, alaya alınmamak için normu ve normali takip eder. Buna karşın davranışlarına bir katılık sinmişse, örneğin çok cimriyse aşırı dürüstse, aklına ne gelirse olduğu gibi çevresine söylemeye başlıyorsa bu normdan sapma toplumca gülerek karşılanır. Çünkü kişi ortamın değişkenliğine ayak uyduramamış, onun gerektirdiği davranış sistemini uygulayamamıştır. Toplum bu duruma gülerek, bu utanç verici durundan kaçınmayı bireye salıklar ve onu kendi değer dizesine geçmesi konusunda uyarır. Gülme, verili kusurlu durum devam ettikçe şiddetlenerek devam edecektir. Tabi kişiden de hemen düzelme talep eder. “Gülme her şeyden önce bir düzeltmedir.” Bu yönüyle mizah grup normunu koruyucu bir işleve sahiptir.

Komik olanın denetleyici gücü kişiden kişiye değişmeyi, yeni koşullara ayak uydurmayı da talep edecektir. Geleneğe bağımlı olmak kişi için güvenli ve ciddi bir iştir ve çevredeki kişilerin gülüşünden sakınımlı korunaklı bir alan sunar. Buna karşın kişi eğer çoktan terk edilmiş bir geleneğin savunuculuğunu yapıyorsa, bitmek bilmeyen bir katılıkla terk edilmiş bu geleneği korumaya ve sahiplenmeye çalışıyorsa, toplum bu yeni normdan sapmayı ve çatışkıyı gülerek düzeltmeye çalışacaktır. Mesela çocukken onu leyleklerin getirdiği söylenen bir çocuk bu fikrini büyüdüğünde de dile getirip aslında leyleklerin dünyaya bıraktığı bir kişi olduğunu söylerse; bu bilgisizlik, bu gerçeklikten kopuş gülme ile cezalandırılır ve gülme ile bireye bu nostaljik tutumundan vazgeçmesi önerilir.

Kişi neyin baskısını duyuyorsa ona güler. Gülme, özgürlüğün kısıtlanmasına, karşı bir başkaldırıyı hatta intikam duygusunu da getirir. Çünkü kişi tehdit gördüğü bir şeye gülerek onu aşağıladığını ve değersizleştirdiğini hisseder. Böylece kişi, aşağılık ve değersiz bir şeyin onun için tehdit olma yükünden kurtulur ve rahatlamaya başlar. Bu aynı zamanda tehdite karşı dik duruş sergilediğini gösterme yöntemidir.

Gülmenin bu denetleyici gücüne bakarsak, bunun Althusser’in devletin ideolojik ve baskı aygıtı olarak tanımlarıyla da benzerlik gösterdiğini düşünüyorum. Küçük belki ama etkili bir denetim mekanizması bence gülme. Althusser, hükümet, polis, ordu, mahkeme, hapishane vs’yi devletin baskı aygıtları; aile, din, hukuk, öğretim, sendika, siyasal sistem, medta, kültür vs’yi de devletin ideolojik aygıtları olarak birbirinden ayırır. Bunlar en tepedeki yönetim mekanizmaları olarak görünüyor. Sistem içerisinde zamanla farklı denetim ve baskı mekanizmaları ortaya çıkıyor ve elbette bu iktidarlar tarafından kullanışlı. Gülmenin bunlardan biri olduğunu düşünüyorum. Kültürün, sosyal etkileşimin bir parçası çünkü.

Yorum Yap

Yorum Yap