Genç Olmak Üzerine
21 Dec 2006
Anneannelerin, babaannelerin televizyon izlemesini bilr misiniz? Büyük bir önem verirler bu işe…
İcabında konuşurlar makine ile, haberlerde olmuş ya da olacak her şeyi yorumlarlar, kötü şeyler yapanlara boy devrilmesi, beğediklerine nazar değmemesi talebinde bulunurlar. Ardından dalarlar bir şeye, kah sevinçle kah hüzünle, ama daima aynı cümle dökülüverir ağızlarından: “şimdi genç olmak vardı…”
Onlar için genç olmak, ışıltılı caddelerde gamsız bir bisiklet tekeri gibi koşuşturmak, sırılsıklam aşık olmak ve bunu pür vakar ile taşımak, yerinde duramamak, ve en önemlisi bir şeyleri değiştirebilmek, hayatta bir göreve sahip olup bunun bilincinde olmaktır. Bu görev en basitinden evlenmek, çoluk çocuğa karışmak, ekmek tutacak hale gelmek, işinde başarılı olup aile geçindirebilecek olmaktır. Yani gençlik, ileride yapacak bir şeylerin, ve bu işleri yapacak mecalin varlığıdır onlara göre. Bu özellikleri de torunlarında görür, daha doğrusu görmek isterler. Onların yorulmayacağını, karınlarının asla doymayacağını düşünürler. Her tür çocuksuluğu hoş görürler, “onlar genç” diyerek ebeveynlere karşı daima koruyucu rolünü üstlenirler. Bunun nedeni onların, belki de gerçekten yaşadıkları, şimdi ise ilk aşkın anısı kadar mutlu, ama bir o kadar da uzak gelen o gerçek gençliğe olan özlemleridir. Ve torunlarının da aynı şeyleri yapacaklarına, yapmaları gerektiğine dair inançları öylesine kuvvetlidir ki, kimse vazgeçiremez onları bu görüşlerinden. Oysaki onların dediği gençliğin bugünkü gençlik kavramıyla maalesef ilgisi yoktur! Sevgililerin yerini bir haftalık çıkmaların, gerçek dostların yerini ilk fırsatta satan “kanka”ların aldığı, ideallerin ve tutkuların, günlük davranışlar ve temel düşüncelerin bile kültür emperyalizminin dayatmasıyla belirlendiği, ÖSS ile kafaların daraltılarak karıştırıldığı, kısaca her şeyin onların bildiğinden farklı olduğu bir gençlik kavramı geçerlidir bugün. Bundan uzak durmak, en azından koşulsuz kabul etmemek ise katıksız bir depresyona gark etmektedir insanı. Yani her koşulda, ortada bir açmaz vardır, ve bir kördüğüm gibi çözdükçe dolaşmaktadır.
Peki hangisidir doğrusu? Nedir genç olmak? Babaannemin beklediği o uçarılık mı, yoksa bugünkü mutlak karamsarlık mı? Gerçekten bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, o da babaannemin yüzündeki o iyimserliği görünce içimde onun dediğine inanmak için uyanan mutlak istektir. Yaşlıdır, bir bildiği vardır diyip fazla kurcalamamak en hayırlısıdır.
“zahar hitzak, zuhur hitzak” – “eski sözler, doğru sözlerdir”
Bask atasözü- şibumi’den

Yorum yapın