1. Ana Sayfa
  2. Felsefe
  3. Geçmişe Neden Özlem Duyulur?

Geçmişe Neden Özlem Duyulur?

gecmis

Geçmişe neden özlem duyarız, neden hatırlayınca duygulanırız?

Geçmiş, belirsizlikten arındırılmış bir zamandır. Belirsizlikle aramız iyi olmadığı için, aile ortamı, eski dostlar ve geçmiş anılara sığınırız. Yetişkinlikte bireysel imkanlarımız artsa da, sorumluluklar ve kaybeceklerimiz de fazlalaşır. Çocukluk ve gençlik, başkalarının bizim yerimize tasalandığı, hayatın sonsuz olasılığa açık olduğu dönemlerdir. Yetişkinlikle beraber olası yollar kapanmaya başlar veya bize öyle gelir. Kısmen istikrar arayışı, kısmen toplumsal roller belirleyicidir – 40’ından sonra “macera arama”, diyenler artar. Bu, ikili ilişkilere de yansır. Dost, sevgili, arkadaş edinmek, yeni yerler keşfetmek için pencere daralır; hayat tekdüze hale gelir, ancak bir yandan da eldekini kaybetme endişesi baş gösterir. Zaman -eğlenirkenki gibi değil, ödev yetiştirme telaşındakine benzer şekilde- hızlı akmaya başlar. İnsanlar hayal kurmayı severler ve kısıtlanmaktan, çaresizlikten hoşlanmazlar.

Çaresi, kendine yeni uğraşlar bulmak, zihinsel ve sosyal olarak zenginleşmek, çoluk-çocuk varsa, dünyayı onlarla yeniden keşfetmek vs. olabilir. Bugünkü imkanları kaybedip, baştan başlamayı kimsenin arzuladığını zannetmiyorum yoksa.

 İnsan hikayeci bir varlıktır. Geçmiş ise anlatılabilecek en kolay hikayedir. Bir çocuk bile kendi geçmişiyle ilgili hikayeler anlatabilir. Kurguya, yüksek bir hayal gücüne, mekan yer ve karakter tasarımına falan hiç gerek yoktur bu hikaye için. Bu yüzden yetişkinler de geçmişle ilgili hikayeler anlatmaya bayılır, özellikle de kendi geçmişleri tabii. Geçmiş öyle bir yerdir ki, ne hayal gücünün belirsizliğine hapsolmuş bir kaygı taşır, ne de bizim için önceden tasarlanmış hazır merakların ve heyecanların soğuk yabancılığını duyumsatır bize. Geçmiş bize aittir çünkü. Üzerine tek bir satır bile yazılamaz, değiştirilemez. Bu yüzden de gerçek anlamda özgür ve biriciktir. Özgür ve biricik olmadığımız bu evren içinde işte bu özgürlük ve biriciklik kurgusu bizi yaşatan yegane dürtüdür. Tıpkı benliğimiz gibi, ismimiz gibi, kendimiz gibi geçmişimizi de bu dürtüyle koruruz saklarız ve ölene kadar yanımızdan hiç ayırmayız.

Geçmişe özlem duymanın bir diğer açıklaması

Bir hipoteze ise göre ilkel atalarımız, limbik sistemdeki hipokampus sayesinde deneyimlerimizi nesnel bir bilgi olarak kaydediyor, amigdala ise kaydedilecek bu bilgiye olumlu/olumsuz duygu katıyordu. Besinin bol bulunduğu şelale gibi ortamların bilgisini mutluluk hissi ile birlikte kaydetmek, bir kabile üyesinin aslan tarafından parçalandığı ortamın bilgisini ise korku hissi ile birlikte kaydetmek, avcı toplayıcı atalarımız için hayati öneme sahipti.

Normalde şu ana göre yaşamsal olarak daha avantajlı olduğumuz geçmişteki şartlara bizi yöneltmeye çalışan nöral yapılanma, eğer bu şartlara dönmenin artık mümkün olmadığını kavrarsa nostalji ya da sıla hasreti yaşar. Nostalji ve sıla hasretinin zihinsel/nöral temeli eski atalarımızdan yadigar “nesnel bilgiyi duygularla çeşnilendirerek çekici kıl” mekanizmasına dayanır. Maalesef bu mekanizma her zaman somut olarak işe yaramaz. Çünkü ne hayatın güzel olduğu gençliğe dönmek mümkündür, ne de bolluğun ve kolaylığın olduğu mekana.

Yorum Yap

Yorum Yap