1. Ana Sayfa
  2. #İzledim
  3. İzlenesi 7 Found Footage Korku Filmi

İzlenesi 7 Found Footage Korku Filmi

images-1

Korku filmleri, korkutur, footage korku filmler ise süründürür(nasıl ama havalı bi giriş cümlesi oldu mu?). Ya da süründürürdü diyeyim(tüh be! Bu cümleyi ekleyince havalı olmadı, neyse). Şöyleki bu sefer yazıya bodoslama girmeden önce footage nedir onu bir açıklamaya çalışayım. Apartman içinde koşuşturan İspanyol zombileri hatırladınız mı? Ya da uyurken yorganlarını çekiştiren görünmez varlıkla debelenen çifti? İzlediğimiz o anlara, filmlere “found footage” deniyor. Yani “Erkan abi bi film buldum, şöyle böyle şeyler olmuş. Olayları yaşayanlardan biri de bunları görüntülemiş. Bunu da film olarak şey etmişler” gibi açıklamaya çalıştığımız filmlerin kısa adı: found footage’dir efendim. Ben çok severim bu tarzı, öyle böyle değil. Şimdi pek korkmuyoruz tabii “gerçek görüntülermiş bunlar” olayından. Böyle piyasaya sürülen filmlerin iki gün sonra ne olduğu ortaya çıkıyor. 2014 yılında yaşıyoruz çünkü, uçan arabalar falan her yerde. Ama eskiden öyle miydi. Mesela Blair Cadısı! Bizim komşunun kızı anlatmıştı bana “ormana giden gençleri yiyormuş cadı, onu da biri filme çekmiş. Filmin cd’si bizde var veriyim mi?” diye. İzledik falan sonra. Cadı kimseyi yemiyor amma ben kendimi yedim günlerce “gerçek mi lan bunlar?” diye. Neyse işte sonra internet yaygınlaştı falan da artık korkmuyoruz, ühühühü…

İşte o sevdiğim, saydığım, korktuğum found footage’lerden bazıları.

THE BLAIR WITCH PROJECT

Biraz yukarıda da bahsettiğim gibi, bu filmlerin başını Blair Cadısı çeker. Meraklı film öğrencisi gençlerimiz Burkittsville’e Black Hills ormanı denilen yere giderler. Niçin? Çünkü ormanda ikamet eden bir cadı olduğu efsanesi vardır. Bu meraklı öğrencilerimiz de maksat reklam olsun eğlence olsun amacıyla gidip önce yerel halkla röpörtajlar yaparlar daha sonra da ormana doğru yola çıkarlar. Başta önemsiz gördükleri ufak tefek sorunlar çıkar ve sonra haritaları kaybolur. A-ha! Kaybolan sadece harita değildir, evet! Gençlerimiz de kaybolmuşlardır ve sallanan çadırlar, ormanın derinliklerinden gelen çığlıklar derken olaylar gelişir. Filmin son sahnesi üzerine tartışmalar hala sürüyor. Şahsen bana sorarsanız, ben hiçbir şey anlamadım.

GRAVE ENCOUNTERS

Hail to the Grave Encounters bebek! Koyabileceğim görseller içinden en korkutucu olmayanı buydu ama bu da biraz korkutucu gibi mi ne? Neyse, Grave Encounters yeni yeni izleme fırsatı bulduğum found footage’lerden. Genelde tek başıma izliyorum etkisi artsın diye. Arkadaş ortamında izlerken o etkiyi vermiyor pek. Bu filmi dört kişi izledik, keşke bi dört kişi daha çağırsaymışız. Nasıl klostrofobik nasıl kasvetli, korkunç bir ortam arkadaş orası? Hiç mi çekinmediniz oraya girerken? Neyse, azarladığımıza gre konumuza dönelim. Grave Encounters denen bu arkadaşlar, zamanında Bio-Ci’de yayınlanan “Paranormal Durum” programındakiler gibi bir şeyler. Yani böyle terk edilmiş evlere gidip “uu çok pis şeyler dönmüş burada. Aah hayalet hareketi seziyorum” deyip hayalet avcıları rolü yapan tipler. Ama bu sefer gittikleri yerde rol yapmalarına gerek kalmıyor. Diego dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık denecek bir yer, eski bir akıl hastanesi. Yine bir şey olmaz, çekimimizi yapar gideriz umuduyla içeriye girip, bekçiye de “bizi içeri kilitle tüm kapılara zincir vur sabah 6 olmadan da kilidi açma” diyorlar. Sonrası olaylar olaylar.

REC

İşte sırada apartman zombileri! En sevdiğim zombi filmlerinde George Romero’nun Night of the Living Dead’inden sonra gelir Rec. Konusu kısaca, Siz Uyurken adlı bi televizyon programı yapan Angela ve kamera konusunda en az Cevat Kelle kadar iyi olan Pablo, bir program için itfaye ekiplerini seçerler. Onların gece boyu neler yaptıklarını, itfaye merkezini vesaire konu edinen bir bölüm olması gerekirken birden işler karışır. Bir apartmanda bi teyzenin çıldırdığı haberi gelir. İtfaye ekibimiz ve programcılar birlikte olay yerine giderler. Daha sonra bakarlar ki bu teyze değil başka bir şey. Kaçmaya çalışırlar ama apartman İspanyol polisi tarafından karantinaya alınmıştır. Apartmandaki insanları korku dolu anlar beklemektedir.

THE DYATLOV PASS INCIDENT

Gerçek bir olaydan esinlenen bir film. Filmden önce gerçek olayı bir özet geçeyim. Dağcı bir grup Ural dağlarında ölü bulunur. Çadırları “içeriden” yırtılarak açılmıştır, çoğu karda iç çamaşırlarıyla bulunmuştur bu da “bir şeyden” çok korkup kaçtıkları olarak düşünülüyor. Bir kişinin dili yerinde yok imiş, bazılarının kafatası bazılarının da kaburgaları kırılmış. Ama dışarıdan hiçbir darbe almadan olduğu sonucuna varılmış bunların. Bu yüzden doğa üstü bir varlık, çoğunluğun görüşü olarak bir “uzaylı” saldırısı yaşadıkları düşünülüyor imiş, Dyatlov bu grubun liderinin adı. Bu olaydan sonra oraya Dyatlov Geçidi adı verilmiş… Filmimizin konusu da bu olayın belgeselini yapmak isteyen bir grup gencin Dyatlov Geçidi’ne gitmesi. Blair Witch Project’te olduğu gibi önce önemsenmeyen ufak tefek sorunlar yaşanıyor. Ardından düşen çığ ile birlikte yaşam savaşı başlıyor. Gerçek olaya göndermelerle birlikte hikayeye yeni bir bakış açısı kazandırmışlar. Başarılı bir filmdi.

ADA: ZOMBİLERİN DÜĞÜNÜ

İşte filmlerden en özel olanı! İlk Türk zombi filmi. Hem de found footage! Hala bir zombi filmimiz olduğunu bilen çok kişi yok. Bir “ilk”e göre şahane bir film. Üç yıl önce tanıştım bu filmle. Ve üç yılda belki de on beş kere izlemişimdir. Film bana direkt olarak “Zombiler Türkiye’yi işgal etse nasıl olurdu?”nun cevabını veriyor. Tepkiler, istilanın nedenine dair fikirler, zombilerin nasıl öleceği üzerine teoriler… ve ısrarla zombi olduklarının kabul edilmemesi. Başroldeki Murat diyor ki “Ağbi bunlar nasıl ölü? Benim dedem öldü geçen sene, böylece yatıyordu adam. Bunlar zıp zıp zıplıyor lan!” Ben anlatınca olmadı şimdi bak, bence izleyin. Beğeneceksiniz. Konusu kısaca, arkadaşlarının düğünü için Büyük Ada’ya giden bi grup gencin, zombi istilası üzerine hayatta kalmaya çabalaması.

“Düğüne gittik, yediler.”

V/H/S PART 2

Bu film adından da anlaşılacağı gibi ikinci film, ilk film V/H/S pek güzel değildi ben tutmadım. İkincisi daha iyiydi. İlk film ile aralarında bağ yok. İsteyen bu filmi izledikten sonra ilk filmi de izleyebilir. Filmin içinde dört kısa film var bir de pek bir özelliği olmadığını düşündüğüm ana hikaye var. Ana hikaye bu v/h/s kasetleri bulup izleyen kişinin başına gelen şey ve biz film boyunca bu bulduğu filmleri izleyeceğiz, en son da o bizle birlikte filmleri izleyen kadına ne olduğuna döneceğiz. Bu filmin sonu oluyor. İzlediği v/h/s kasetlerinin özetleri kısaca, ilk filmde gözünden ameliyat olan bir adamın ölüleri görmeye başlaması. Olanları adamın gözündeki kameradan izliyoruz. İkinci film, ormanda zombi saldırısına uğrayan bir bisikletlinin kaskındaki kameradan izlediklerimiz. Bir zombinin gözünden insanların ölüşlerini izliyoruz. Farklıydı. Üçüncü bölüm tuhaf bir tarikatla röpörtaj yapmaya giden gençlerin yaşadıkları. Çok tuhaf ve çok rahatsız edici bir bölümdü. Favorim bu film. Sonuncusu ise evde yalnız kalan çocukları kaçırmaya gelen uzaylılar temalı. Hiç güzel değildi, atlayarak izleseniz bile olur. (şaka şaka)

APOLLO 18

Bu da Ay’da geçen found footage. Konusunu “yahu bu Amerika neden yıllarca uzaya adam yolladı yolladı sonra birden bıraktı bu işleri?”den alan bir film. Filme göre, aslında Apollo 18 diye de bir görev varmış ama bu Dünyalılardan saklanmış ve bu filmdeki görüntüler de o Ay görevinden elde edilen görüntüler. Gerilimi, yalnızlığı hissettiren bir film olmuş. Finali de “Haydi be, ya harbiden öyleyse?” diye düşündürebilir, düşündürmeye de bilir. Found footage’e ve bilim-kurgu severlere kesinlikle önerebileceğim bir film efendim.

Ve evet, bir yazı da böyle bitti.


Yorum Yap

Yorum Yap