1. Ana Sayfa
  2. #Liste
  3. En kanlı 10 diktatör

En kanlı 10 diktatör

besi

Diktatörlük garip bir şey. Tek bir adam oluyor genelde ve bu tek adam milyonlarca insanı etkileyen kararlar veriyor. Veya bu tek adam yüzünden milyonlarca insan ölüyor. İşte tek adamdan oluşmuş toplam 10 adet kanlı mı kanlı diktatör var maddelediğimiz. Hepsi birbirinden ilginç kişilikler. Buyrunuz.

10. Ömer El Beşir – Sudan

Bu adam da asker kökenli, general falan. İsrail-Mısır savaşı sırasında göz dolduran Basir, ülkesi Sudan’a döndükten sonra Sudan Özgürlük Ordusu’yla mücadele etmeye adar kendini. General olur, sonra 1989′da bittabi başbakanı devirir, e tabii ki ülkedeki partileri yasaklar ve velev ki ülkeyi İslamlaştırmaya başlar, ne olmuş yani? 1991 yılında ise şeriatı ilan eder hamdolsun. Sudan’da 1953′te başlayan Hristiyan ve Müslümanlar arasındaki savaş bu adamın iktidarda olduğu dönemde daha da şiddetlenir. 2003-2007 yılları arasında toplam 350 bin kişi ölür ve 2 buçuk milyon kişi evsiz kalır. Yuh! Nazi soykırımından sonra en büyük etnik temizlik olarak görülen bu soykırımı Beşir ise “saçmalamayın ayol ne soykırımı” diyerek reddeder.

Darfur’daki çatışmalarda Arapları destekler ve sonuçta siyahlara ait köyler bir haftada ateşe verilir, on binlerce insan ölür ve binlerce kadına tecavüz edilir. Ve bu manyak herif diğerleri gibi yaparak bu yaptıklarını inkar eder ve güle oynaya evinin yolunu tutar. (He bu arada küçük bir hatırlatma. Bu şeriatçı soykırımcı mahluk, bizim cumhurbaşkanı tarafından Çankaya Köşkü’nde resmi bir şekilde karşılanıp, ardından kafasındaki kapüşonunu çıkarmadan Anitkabir defterine yazı yazmıştır. İşte böyle bir adamı Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı kabul etmiştir.)

9. Francisco Franco – İspanya

Bu faşo ağa II. Dünya Savaşı ve öncesinde İspanya İç Savaşı’nda bir hayli çalışmış ve çabalamış olarak diktatörlüğünün keyfini sürdü. Bu adam İspanya İç Savaşı’nın başında Fas’taki askerleri cumhuriyete karşı ayaklandırırkene, cumhuriyete sadık kalan kendi askerlerini bile öldürttü inanabiliyor musunuz sayın okuyucular? Hitler ve Mussollini’nin destekçisi olan Franco köylüyü öldürten, kendisine destek vermeyen kim olursa olsan katleden hastalıklı diktatörlerden biri. Amerika’nın da destek çıktığı (çünkü komünistleri de öldürtüyor kendileri) ama Avrupa’dan pek yüz bulamayan bu kişilik, Amerika sayesinde iktidarda kalmayı başarmış.

Ayrıcana, diktatörlüğü sırasında ordu, kilise ve büyük toprak sahiplerinin desteğiyle her türlü muhalefeti susturan Franco, Bask bölgesinde ve Katalonya’da bölgesel özerkliğe tümüyle son verdi. Ayrıca iç savaşta büyük toprak sahiplerinden ve burjuvadan destek almıştır. Bu da bayağı bir insanı katlettiğinden 9. maddedeki yerini alıyor.

8. Auguste Ugarte Pinochet – Şili

Genelde darbeler veya diktatörler sağcılardan oluşur ya, işte bu adam da 1973 yılında Şili’de sosyalist sivil yönetime son verip, tabii kanlı olarak. askerì bir cunta oluşturdu ve bu geleneği de bozmadı böylelikle. Sol güçlere karşı tabii ki boş durmadı ve şiddetli bir sindirme kampanyasına girişti. Tabii kırdı geçirdi ortalığı. Solcuları sinek avlar gibi avlamaya başladı. Bu arada bu adamın geçmişini anlatmak lazım ki, birilerine benzetebilelim değil mi?

ABD’de askeri eğitim gördü, tümen komutanlığı, genelkurmay başkanlığı görevinde bulunduktan sonra bunları yapmaya başladı bizimki. Bir kararnameyle 1974 yılında cumhurbaşkanlığını ilan ettirdi (şimdi kime benzedi fark ettiniz değil mi?). İktidar manyağı bununla da kalmadı tabii. 1981′de yürürlüğe giren cunta anayasasıyla sekiz yıllığına yeniden cumhurbaşkanı oldu. Neyse ki adama karşı güçlenmeye başlayan muhalefet büyük protesto eylemlerindu bulunmaya başladı. 1986′da bir suikast girişiminden kurtuldu, Ocak 1987′de sıkıyönetimi kaldırıp siyasi partilerin kurulmasına izin vermedi. E tabi kıçı yemedi adamın. Sonuçta 1989′da bir başkası başkan oldu falan. Ama yine de 1998 yılına kadar başkomutanlık görevini sürdürdü. Ne hırsmış be arkadaş! Sonra tutuklandı, sağlığı yüzünden serbest kaldı. Ardından da öldü bu. Bu kadar.

7. Saddam Hüseyin – Irak

Bu da yine halkını fena halde kandırıp iktidara geçen elemanlardan biri. 1979 yılında iktidar olup, hiç zaman kaybetmeyip 1980′de tam 8 yıl sürecek İran-Irak Savaşı’nı başlatır. 1988 yılında Halepçe Katliamı olarak tarihin kirli sayfalarına giren katliamı yaparak, 5000 kadar Kürt’ü (bazı kaynakyar 70 bin diyor) kimyasal silah kullanarak katleder.

Baas hükümetine karşı kim var kim yoksa idam eder. Kardeşlerinin tecavüz ve işkence haberleri ovalara yayılır. Adamımız 1990 Ağustos’unda Kuveyt’e gıcık olur ve işgal eder burayı. ABD de rahat durur mu? Sonuçta petrol zenginlerinin Monte Carlo’sudur orası. Hemen baba Busht 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nı başlatır. Ama pek başarılı olamaz, yani Irak’ı işgal edemez şimdiki gibi. Sonra oğul Busht babasına dönerek “intikamını alacam babo” diyerekten New York’taki İkiz Kuleler’i uçaklarla vurdurtur ve akabinde 11 Eylül saldırısı adı altında kendini haklı göstererek 2003 yılında “Irak’ta kimyasal silah var olm” diyerek burayı işgal eder. Tabii adamımız da bu süre içerisinde devrilir sonra da idam edilir. Bu arada Saddam her zaman düblörlerini ortalığa saçtığı için aslında kim olduğu bilinmemektedir. Yani sonuçta idam edilen Saddam olmayabilir sevgili izleyiciler. Saddam’dan önce Irak kötüydü, peki ya şimdi? Tabir-i caizse, her ülkeye yaptığı gibi bu ülkeyi de skti attı Amerika. İçim daraldı yine.

6. Pol Pot – Kamboçya

1975 ila 1979 yıllarında Kamboçya başbakanlığı yapan Pol Pot, Kızıl Kmerler adlı gerilla teşkilatının kurucusuydu. İktidarda olduğu süre içerisinde Kamboçya kaynaklarına göre yaklaşık 7 milyonluk nüfusun 3 milyon 300 binini katletti. (Ohannes dedirtecek kadar fazla olan bu sayı gerçekten de inanılmaz. İnsan nasıl bu kadar manyak olur anlamıyorum ya neyse.) 1979′dan 1997 Temmuzuna kadar Kamboçya’nın Çin ve Tayland sınırındaki ormanlık bölgede gerilla hareketine devam eden Pol Pot’un bu ülkeler tarafından desteklendiği iddia edildi. Ayrıca Pol Pot ölümünden birkaç ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, milyonlarca insanın oldürülmesiyle alakalı vicdanen rahat olduğunu, bunları kendi başına yapmadığını açıklamıştı. Ne diyebilirim ki ben buna şimdi??

5. Benito Mussolini – İtalya

Hitler kopyası bu arkadaş II. Dünya Savaşı sırasında İtalya’nın başbakanı idi. 1902′de zorunlu askerlik görevinden kaçıp, sonra 1904′te İtalya’ya dönüp İtalyan Sosyalist Partisi’ne katılan Muzo, I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine orduya yazıldı ve orada yaralandı. Sonra Milano’yu dönerek burada sağ görüşlü İl Popolo d’İtalia gazetesinin editörü oldu… Neyse, bunları geçip konuya gelirsek, bu adam diğer tüm diktatörlerin yaptığı gibi, büyük bir kurnazlıkla, ekonomi ve siyasi kargaşa içindeki İtalyanlara problemlerinin çözüleceği vaadini veriyordu ve tabii ki saftorikler Muzo’ya fena halde inanıyordu.

Muzo, sonraki dönemlerde atağa geçerek kendi faşist partisi dışındaki tüm partileri kapattı. Sendika hareketlerini yasaklattı, kitap ve gazetelere sansür getirtti (aa birini çağrıştırdı bu, ismi de dilimin ucunda!), eğitimi sıkı kontrol altına aldı vs vs. Sonrasında 1935′de Habeşistan’a saldıran manyağımız, 1936 yılında Nazi Almanyası ile Roma-Berlin mihverini kurdu. Hitler’i taklit eden faşomuz 10 Temmuz 1940′da müttefiklere savaş ilan etti. Ama yenildi.İtalya’da kendine bağlı birliklerle mücadeleyi sürdüren Mussolini, Nisan 1945′de yani savaşın son günlerinde kaçmaya çalışırken İtalyan direnişine mensup partizanlar tarafından öldürüldü. Ertesi gün Mussolini’nin, sevgilisinin ve birkaç yandaşının cesedi Milano’da Loreto Meydanı’nda başaşağı sallandırıldı. Mutluuu sooon… (Herifin tipe bak ya.)

4. İdi Amin – Uganda


Ülkedeki bazı kabilelerinin yok edilmesi için emir veren bu zat ‘Afrika’nın saf çocuğu’ demiş kendisi için. Şaka gibi. 1971-1979 yılları arasındaki diktatoryal yönetimi boyunca bu saf çocuk 80.000 ile 300.000 arasındaki Ugandalının ölmesine sebep olmuş. Böyle karınca öldürür gibi insan öldüren İdoş, bu katliamların gerekçesini ise şöyle açıklamış: “Her ülkede, ölmesi gereken insanlar olmalı. Onlar düzen ve hukuka ulaşmak için her ulusun vermesi gereken kurbanlardır.” Kendi kendine gelin güvey olup “Victoria Nişanı” veren Amin, 1976′da arabulucu olarak gittiği (nasıl kabul etmişler anlamadım ya) Kuzey İrlanda’da “İskoç bağımsızlığı’ için mücadele ettiğini belirttikten sonra kendini “İskoçya Kralı” ilan etmiş. Böyle de manyak bir arkadaş kendisi. Ülkede hippilere ve mini eteklere yasak koymuş (neyse ki bunları öldürtmemiş.) Sonra da eski eşlerinden birini yediği dedikodusu yayılmış. 1981′de ise (iktidarının devrillmesinden 2 yıl sonra) ise şu muhteşem cümleyi kurmuş: “Terk ettiğimden beri, Uganda’da insan haklarına saygı gösterilmiyor”… Ayrıca adamımızın konu edildiği bir de film çekildi. Forest Whitaker’ın İdi Amin’i oynadığı The Last King of Scotland.

3. Ayetullah Hümeyni – İran

Şah’ın ve etrafındaki insanların zenginleşmesi ve halkın bu süreçte daha fakir olması bu devrimi ateşleyen en önemli etkenlerden biri oldu. Sonrasında Humeyni adındaki bu sakallı zat, vakti zamanında, insanların aşağıdaki fotoğraflarda da görüldüğü üzere, rahat ve çağdaş kıyafetler giydiği, normal işte çalıştıkları hatta pilot oldukları bir dönemi tamamen yok ederek; küçük yaşta kız çocuklarının başlarının kapatıldığı, başı açık olan kadınların işkence gördüğü, cezalandırıldığı, sokaklarda dövüldüğü, dine karşı geldikleri anlarda ise recm bile edildiği, erkek cinsinin tek cins olarak kabul edildiği (bu yüzden de saygı duyulduğu), herkesin sakallı, öfkeli, kendi dinini tek din görerek, başka dinlerde olanları kafir ilan ettikleri bir cumhuriyeti, halkına dikte ederek kurduğu için 3 numaradaki yerini alıyor. (Buyuk kesimi fakirlesen halk dincilerin pencesine dustu. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardimlarla onlarin safina cekildi. Beyinleri yikandi ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim oldugu benliklerine yazildi. Aclikla bogusan halk bu cehaletin pencesine kolaylikla dustu ve rejime dusmanlasti.) Bu sözler İran İslam Devrimi sürecini yaşayan İranlı bir felsefe öğretmeninin yaşadıklarını anlattığı bir yazıdan.

2. George W. Bush (veya tüm Amerika başkanları) – ABD

Şimdi bu adam aslında diktatör değil. Yani kendi halkına bir şey yaptığı yok. Aslında yapıyor da, salak halkı bunu anlamıyor haliyle. Bu, bundan öncekiler ve bundan sonrakiler de aslında hepsi aynı. Amerika’nın başına kim gelirse gelsin, başka halklara karşı yoğun bir diktatörlük gösterdiler aslında. Ama bu beyinsiz içlerinden en öne çıkanı oldu. Piyon olarak görevini sonuna kadar büyük bir başarıyla yaptı ve başta Irak olmak üzere, nerede petrol veya enerjiyle ilgili bir yer varsa, daha dogrusu neresi Amerika’nın çıkarları için uygunsa orayı işgal etti veya karıştırdı. (Uygun olmayanların da fena içine etti.) Aslında gelmiş geçmiş en büyük soykırımlara imza atan bir ülkeye de böyle bir başkan yakışırdı. 

1. Adolf Hitler – Almanya


Her diktatörün yaptığı gibi Hitler de alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine karşılık veren bir dille halkı kendi saflarına çekmeyi başarmıştı. İçine de bir miktar nasyonalizm, anti-semitizm ve anti-komünizm de ekleyince tadından yenmez haline geliyordu. 1924 yılında hükümeti devirmeye çalıştı ama çuvalladı 5 yıl hapis cezası yedi, ardından yazar olup Kavgam kitabını yazdı. ‘Halk için tehlike’ oluşturmadığı gerekçesiyle tahliye oldu. 23 Mart 1933′de “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun” adı altında bir yetki tasarısını kabul ettirmeyi başardı ve yürütme/yasama erklerini eline aldı. Diğer partileri de yasaklatarak, tek parti olup yaptığı propaganda ve ikna kabiliyeti sayesinde bütün Alman halkını Nazi bayrağı altında birleştirdi ve kendisini Almanyanın büyük lideri ilan etti.

O dönemdeki Alman halkının salaklığından yararlanan Hitler, bunlara Alman ırkının üstün olduğuna inandırıp fena bir şekilde kandırır ve akabinde ülkedeki Yahudileri ve diğer azınlıkları hedef olarak gösterir. Saflar bunun üzerine Nazi saflarına katılarak başta ülke genelinde sonra da savaş esnasında 5.5 milyon Yahudi ve yarım milyon çingeneyi öldürür. Ayrıca Hitler bununla kalmayıp, ırkını iyileştirmek adına binlerce zihinsel engelli insanı da öldürtür.

Bu arada adamımızın bir ressam olduğunu biliyor muydunuz? Ama okullu bir ressam değil. Mamafih, 1907 yılında başvurduğu Viyana Güzel Sanatlar Akademisi tarafından ressamlığa uygun olmadığı gerekçesiyle uygun görünmediği için okuyamamış zavallı. Sonrasında da üzüntüden kendini diktatörlüğe verdi zaten. Bu arada komplo teorisiyenlerinin de bir notunu belirtmeden geçemeyeceğim. O da şöyle bir şey: Hitler İsrail devletinin kurulması ve dünya Yahudilerinin bu topraklara göçünü hızlandırmak için gerçek Yahudiler tarafından finanse edilen bir paravandı. Sadece o kamplarda İsrailoğulları’ndan olmayan sonradan Yahudi olan topluluklara uygulamıştır.. En yakınındaki yaverinden tutun da emrinde ona hizmet eden bilim adamlarının çoğu Yahudi idi. Yahudiler bu organizasyonu başarıyla bitirdiler, şu anda Hitler sayesinde bir İsrail devleti var.

Kıssadan hisse;
Diğer tüm diktatörler gibi ekonomik sıkıntılar yüzünden başka bir şey düşünemeyen halkları bir takım vaadlerle kandırarak kendi saflarına çekip, halkın değerlerinin dışında değerler taşıyan insanları ise düşman belletip onlara karşı büyük öfke duymalarına sebep olan ve bu yüzden de büyük bir kitleyi arkalarına almaya çalışan liderler bunlar sadece.

Yorum Yap

Yorum Yap