1. Ana Sayfa
  2. #İzledim
  3. Çılgınlığın Ötesinde Film Konusu

Çılgınlığın Ötesinde Film Konusu

in76DQZGD3zCOqmz7bUO1oR0AQb

Çılgınlığın Ötesindeki Mavi

Sutter Cane okur musunuz?

Çılgınlığın Ötesinde /In The Mouth of Madness, John Carpenter’ın 1994 tarihli H. P. Lovecraft etkilerini açıkça görebildiğimiz filmi.

Lovecraft’ın ünlü vecizesinde değindiği gibi “bilinmeyenin korkusu” film boyunca John Trent’in ve biz izleyicilerin peşini bırakmıyor. Film John Carpenter’ın Kıyamet Üçlemesi’nin sonu. Şey /The Thing ve Karanlığın Prensi /Prince of Darkness üçlemenin diğer ikisini oluşturuyor. Şey/ The Thing üçlemenin en bilinen filmi olsa da birçok korku-sever için Çılgınlığın Ötesinde’nin yeri çok farklı olsa gerek.

Filmde açılışı John Trent’in kendini en rahat hissettiği yerde, akıl hastanesinde yapıyoruz. Hemen başlarda John Carpenter’ın uyutulan Amerikan gençliği kızgınlığına bir mesajını görüyoruz. Hastanede The Carpenters çalıyor. Ve John Trent “Tekrar The Carpenters olmasın!” diye bağırıyor. Yaşıyorlar/ They Live filminde bu “uyutulan toplum” kızgınlığını daha çok görebiliriz Carpenter’ın.

Akıl hastanesi John Trent için olayların ardından kalabileceği tek ve ona en uygun yerdir. Deliler sokaklardayken hâlâ akıllı kalabilen biri için akıl hastanesi kadar uygun bir yer var mıdır? Akıl hastanesi sahnesinden sonra olayların öncesine gidiyoruz.

Bir yayınevi ortadan gizemli bir şekilde kaybolan Sutter  Cane’i bulması için dedektif John Trent’le temasa geçer (Sutter Cane filmde Stephen King’e bir göndermedir. Hatta “Keşke Sutter Cane karakteri Stephen King tarafından canlandırılsaydı. Sizce bu olsaydı film daha bir şahaneleşmez miydi?” soruları şu an bile sorulmaktadır. Creepshow’da gayet rol yapabildiğini gördüğümüz King, bu filmin unutulmazlar arasındaki yerini daha da sağlamlaştırabilirdi. Korku-severler bunun yoksunluğunu her zaman hatırlayacaklardır elbet). Dedektif John vakayı alır ve bu vaka üzerine araştırmalar yapmaya başlar. Sutter Cane kitaplarının okurlarını delirttiğini duyan ve realist bir kişi olan John Trent buna tabii ki inanmaz, Sutter Cane kitapları okuyarak işe koyulur.

Kitaplardan birini okurken uyuyakalan John çok tuhaf ve gizemli bir rüya görür. Bunu umursamaz ama kitapları okudukça uyanıkken de sanrılar görmeye başlar. Daha sonra kitaplardan oluşturduğu bir haritanın, Sutter Cane’in “delirten” hikâyelerindeki kasabanın haritası olduğunu fark eder. Ama böyle bir yer var mıdır? Dedektif John ikilemlerde kalmaya başlar haliyle, insan doğası.

İkilemleri nasıl mı son bulur? Linda ile başladığı bir araba yolculuğunda tuhaf bir otoyoldan geçtikten sonra kendisini işte o haritadaki kasabada bulur! Sutter Cane’in kasabasıdır bu. Dehşetin çıldırtan havasının kitaplardan çıkıp vücut bulduğu bu kasabada John Trent gerçeküstü olayların nasıl birer birer gerçeğe dönüştüğünü görecek ve akıl ile metafiziğin sınırlarında dolaşacaktır.

Not bir: Kasabadaki döngü sekanslarını daha zevkli kılabilmek için filmi izlemeden önce Stephen King’in “Sadece Fransıca Tarif Edebileceğiniz O His” hikâyesi okunabilir.

Not iki: Bu denemeyi yazarken, iki yıldır kullandığım bilgisayarım ilk defa “mavi” ekran verdi. Tuhaf bir rastlantı, korkutmadı değil.

Not üç:  Mavi’nin gizemi filmin içinde.

Yorum Yap

Yorum Yap