1

21 Mar 2008

bugün bir kadının hayatından bahsediyordu gazetede, bir bloğa hayatını yazmıştı. gün be gün okuyucu kitlesi artmış bloğunun, sonunda da yazdıklarını senaryo olarak satmıştı kadın. bu sene nobel adayı olarak çıkacak karşımıza.

bu bloğu takip ettiğimden beri, buraya günlük muamelesi yapan pek az insan var ve hatta hiç yok aslında. bir senaryo denemesi ya da günlük tutmaktan ziyade; benden geriye kalan olurdu, eğer gazetedeki kadın gibi bir deneme yapsam.

öncelikle işlerim pek yoğun değil, bundan bahsetmek isterim ama özel hayatım çok yoğun. özel hayat denince iş yaşamı özel değil mi ya da ev hayatımın özeli mi kaldı ki diyorum kendime. bir de sosyal hayat kavramı var, işte sosyalleşemiyoruz ya sosyal hayat kuruyoruz bir de kendimize. işte yine bu paragrafın başında genellediğim gibi yoğun olmayan bir günümdeyim. aslında dakika sayıyorum şirketin kapısından caddeye fırlamak için. saatlerce oturmuşluğun verdiği durağanlıktan olsa gerek, yürüyorum.. yürüyorum..

yürürken vardığım her sokak başında eve ne kadar sokak kaldığını hesaplıyorum, durduğum her ışıkta saniyeleri sayıyorum ve tüm bunlar odamın kapısını açıp yatağıma uzanmak için, yatağıma uzanmak ve ayaklarımı uzatmak. sonrası boşluk..

eve gidince kimseyle konuşmak istemiyorum, kimseyi görmek.. bazen oturur bunu düşünürüm, herkesin kendiyle başbaşa kalması gerek. sonra midem kazınmaya başlar, ne yesem diye düşünürüm. düşünmeyle karın doymuyor tabi, mutfakta ne olduğu da önemli. işin burdan sonrası biraz sinir harbi ve hayal kırıklığı. siz çekmecede bıraktığınız bir paket makarnanın ertesi gün yerinde olmamasının nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? ev arkadaşınız makarnanızı kullanmıştır ve yerine de yenisini koymaz. makarna küçük bir örnektir, aslında siz ortalıkta ne bırakırsanız biter hemen. nasıl ev arkadaşlarınız var bilmiyorum ama allah size benim ev arkadaşım gibisini vermesin. eve aç bi aç yürüyerek gelmişim, param yok öğlen yemeği yiyememişim ve evime aldıklarımı da yerinde bulamıyorum. bu saygısızlıktan da öte aslında ev arkadaşımın bana yapıştırdığı sıfatın öz be öz kendisidir: bencillik.

bu aralar kafamı böyle komik durumlar kurcalıyor. bir insana nasıl düşüncesiz olduğunu ve bir asalak gibi size yapışıp yaşadığını anlatırsınız ve tabii bir de onu kırmamanız gerekiyor. ha bir de bunların yanında onu doğruya sevketmeniz ve bu durumu düzeltmeniz gerekiyor.. işim zor.

waffle şahsının son yazıları

Kişisel Derinlik | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git
Toplam Okunma: 115 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 31.12.2008 - 02:27

1 Yorum yapılmış, “1”

  1. 01

    anlatmayarak, görmesini sağlayarak. direk değil, dolaylı yoldan.

    misal; sevgilin gereksiz yere seni kırıyor, düşünüp tartmadan seni kıracak laflar söylüyor ve sen bu duruma üzülüyorsun ama aynı zamanda sevdiğinden ötürü kırmak da istemiyorsun. o zaman direk söylemezsin, uygun bir anda bağdaştırılabilecek bir örnek bulup “ya bu tür insanlara da sinir oluyorum. kadınları hiç düşünmeden çapsız laflar ediyorlar. sinir bozucular hede hödö” şeklinde bir cümleyle anlamasını sağlayabilirsin. o kişi buna rağmen anlamazsa, kırınız ve düğmesine basarak yangın söndürücüyü aktif ediniz. şahsi görüşüm budur.

    bliss, 22 Mar 2008 03:09 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

istanbul'da hogwarts var da biz mi okumadık?

bliss

Bu Aya Dair

Ocak 2009
M T W T F S S
« Dec    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Meta

 

who's online

canlitv tv izle

Yukari