Beş Hayat, Tek Mermi

11 Jun 2008

Kimliklerinden habersiz sürdürüyorlardı hayatlarını. Gençtiler o zamanlar. Delikanlıydılar ama elleri kanlı değildiler. Körpeliklerinden habersiz küçücük dünyalarında koca bir ülke yaratmışlardı beş kişilik…

Onlar’ı birleştiren üç ana unsur vardı. İlki; çevrelerinden yalıtılmış fikir yapıları ve asilikleriydi. Okudukları okulda ve çevrelerinde taraflı tarafsız herkesin gözünde beş ayrı dünyaydılar. İkincisi; yüreklerini gerektiğinde bölüşebilecek erdeme ve gözükaralığa sahip oluşlarıydı. Dışarıdan bakan bir göz bilirdi ki, herhangi bir olumsuz gelişmede yahut müdahalede yan yana beş çubuğu kırmak zor olacaktı. Sonuncusu ise sadakat anlayışlarıydı. Sıkı bir aile kavramını ve komün yaşam bilinciyle hareket etme kabiliyetlerini genlerinde taşıyorlardı.

Kekalemis çerkezdi. Farklı bir aile yapısına sahip olması hasebiyle yoğun bir mağrurluğu ve düzenleyici olma isteğini yakasında taşırdı. Marcos’la ortaokul sıralarında, derslerde başarılı olmak adına giriştikleri tatlı rekabet sırasında tanışmış ve arkadaş olmuşlardı. Bir kaç yıl içerisinde artık konuşmadan anlaşabilen, bir sonraki hamleyi gözleriyle söyleyebilen birer dost haline geleceklerdi. Küfür etmeyi, sigara içmeyi, aşık olmayı, aşık oldukları kızlarla nasıl konuşulması gerektiğini, masturbasyonun bütün detaylarını birlikte öğrenip büyüdüler. Kekalemis, zaman içerisinde lider özelliğiyle çevresinde sevilen, sayılan ve hatta çekinilen biri haline gelecekti.

Marcos, türlü acılar ve sorunlar içerisinde büyüyen fakat bu engelleri aşarken üzerine hayatla ilgili bir çok tecrübeyi ekleyip pekiştirebilen kişiliğinden habersiz bir gençti. Dünya hakkında bir çok şey düşünüp kendinden başkasına izahat yapamayan fakat bir hamuru olduğunu çevresine hissettirebilen bir duruşa sahipti. Pedaliza ile tanışmaları; okulda çıkan idari bir sorunun, aslında yaşadıkları ülkenin de temel sorunlarından biri olduğunu tartıştıkları bir konuşma sırasında gerçekleşmişti. O çevreden çıkması zor bir fikir yapısına sahip olan birini bulmanın şaşkınlığı ve sevinciyle kanı fokurdamaya başladı Marcos’un Pedaliza’ya. Marcos, zaman içerisinde birçok şey öğrenip öğreteceği bir yoldaş bulmuştu.

Pedaliza, Rum asıllıydı. Çocuk yaşta, memleketinden uzaklaşıp yeni bir yaşama alanı bulmak isteyen ailesiyle birlikte gelmişti oraya. Doğal bir yetenek sahibiydi ve sanatçı ruhluydu. Devrim şarkıları söyler, odasına astığı ve haksızlığa uğradıklarını düşündüğü devrimci insanların posterlerine her gece bakarak intikam yeminleri eder ve öyle uyurdu. Katı kuralları olan ve disiplinli yaşamayı ilke edinmiş babasıyla arası pek iyi değildi. Okul çıkışlarında doğrudan babasının televizyon tamirhanesine gider ve akşam geç saatlere kadar çalışmak zorunda kalırdı. Arek’le ortaokulda sınıf arkadaşıydılar.

Arek, sonradan din değiştirmiş ve köklerini tamamiyle unutmuş olmalarına rağmen kalıtsal özelliklerini bünyesinde barındıran Ermeni asıllı bir ailenin en büyük çocuğuydu. Pratik zekasını çoğunlukla çıkarları ve haylazlıkları için kullanan, çevresinde illet edilmesine rağmen şaşkınlık verecek derecede de sevilen bir gençti. Peşinden sürüklediği bir sürü insanla sağa sola sataşır ve o yaştaki insancıklara tam anlamıyla bir korku yaşatırdı. O’nu seven ve her koşulda kollayan geniş bir sülalesi ve çevresi olması, davranışlarındaki fütursuzluğu meşru kılardı zihninde. Markar’la kuzendiler. Birlikte büyümüşler ve farkında olmadan bir dostluk kurmuşlardı.

Markar; gururlu, inatçı, asabi, kitap kurdu, tartışmayı seven ve konuşma diline son derece hakim bir gençti. İçinde bulunduğu bütün konuşmalarda kendine has üslubuyla tavrını koyar ve ikna edemediği anda çekip giderdi. Fikrince, Pedaliza’ya oranla daha gerçekçi bir devrimci anlayışına sahipti. O yaşlarda Markar’a bakacak bir insanbilimci, gelecekte kolaylıkla burjuva sınıfına ait bir ortayolcu olacağını kestirebilirdi. Öğrenmeyi seven fakat öğrendiklerini aktarmayı pek sevmeyen yapısı, O’nun hırsının bir göstergesiydi.

Marcos, Kekalemis’e Pedaliza’dan bahsetmiş; O’nun da kendilerinden çok uzakta olmadığını ve ilişkilerinin gelişmesi gerektiğini söylemişti. Aynı okuldan olmaları nedeniyle, farklı sınıflarda olmalarına rağmen, Kekalemis de tanıyordu simaen Pedaliza’yı. Karakterini sevimli bulan Kekalemis, paylaşmaya değecek bir arkadaş olabileceğine inandığından sıcak baktı Pedaliza’nın aralarına katılmasına. Artık üç kişilerdi. Adımları, her gece kucakladıkları sıcacık yastıkları kadar yakındı birbirlerine. Lisede Marcos ile ayrı sınıflara düşen Kekalemis, tesadüfen sırasını paylaştığı Markar ile yakınlaşmıştı o sıralarda. Marcos ise Pedaliza ile aynı sınıftaydı. Daha az görüşür olmuşlardı ve artık üç kişi dışında birinin daha varlığı söz konusuydu. Tuhaf bir kıskançlıkla Kekalemis’in Markar’la yakınlaşmasını sindiremeyen Marcos, durumu dostuyla paylaşmaya karar verdi. Arkadaşının tepkisine anlam veremeyen Kekalemis ise çözümü Markar ile hep birlikte vakit geçirip ortak karar almakta bulmuştu. Yağmurlu gecelerde okulun arka bahçesine gidip birkaç şişe bira içmek ve henüz yeni öğrendikleri sigara tadını gizli saklı heyecan içinde ciğerlerine doldurarak gülüşmek en büyük eğlenceleri haline gelmişti. Markar, ukala tavırları ve oturaklı konuşmalarıyla Marcos’un geçer notunu almış ve artık aralarında barınabilecek hale gelmişti kısa sürede.

Düzenli hale getirdikleri toplaşmaların bir gününde, bir fabrikanın arka bahçesinde kendisinden yaşça çok küçük çocuklarla top oynayan Arek’i gördüler. Arek’i uzaktan tanıyorlardı ve O’nunla konuşmaktan pek haz etmiyorlardı. Bu görüntü, Markar’ın feodal yapısı ve kalkanlarla ördüğü hassas yüreğinde Arek’in sosyal hayatıyla ilgili endişeleri yüzünden bir burukluğa yol açmıştı. Arek’i aralarına almayı teklif etti Markar. Özünde çok iyi bir insan olduğunu ve bu girişimin pişmanlıkla sonuçlanmayacağını heyecanla anlattı arkadaşlarına. İkna kabiliyeti ve meraklandırma özelliği yüzünden başarılı olduğu konuşma sonrasında Arek’i yanlarına çağırdılar. O gece büyük bir geceydi. Hayatlarının başka hiçbir evresinde göremeyecekleri bir bütünlük ve örgütlenme anlayışıyla oturuyorlardı okulun arka bahçesinde. Arek’e ilişkilerinden, yaptıklarından, yapmadıklarından ve O’ndan beklentilerinden bahsettiler. Ve hep birlikte yemin ettiler dostluklarının ebediyetine dair. Arek, söylediği sözler ve açıkyürekliliğiyle o geceden sonra rahatlıkla sırtlarını dayayacakları bir dost kıvamına bürünmüştü.

Zamanla konuşmaları; dinledikleri yiğitlik dolu devrim şarkıları, okudukları kitaplar ve tartıştıkları sorunlarla birlikte bir önceki yılın hasat zamanından kalan kurumuş sarı otların yanında yeşeren emekler gibi coşkulu bir hale gelmişti. Artık beş kişilik bir aydınlanma hareketinin savunucularıydılar. Söylemleriyle girdikleri her ortamda dikkat çeken ve eleştiri alan, aykırı davranışları yüzünden okul yönetiminin kirli nefesini sürekli enselerinde hisseden ve karşı fikir grubundan olan insanların teşkilatları içerisinde nefretle anılan kişiler olmaya başlamışlardı. Kısa süre içerisinde dışarıdan, gerçekten de yek vücut olarak göründüklerini ve karşılaştıkları insanlara kolay kolay çözülüp parçalanmayacakları izlenimini verdiklerini anlamışlardı. Bu bilinçle yaptıkları her eylem, sessizce çoğalan tepkilerin de seçilemez olmasını sağlıyordu. Aileleri onları tanıyor ve arkadaşlıklarını onaylıyordu. Hiçbir sıkıntı yaşamadılar, ta ki Arek’in okul içerisinde bir gencin burnunu kırmasına kadar…

Koridorda bulunan pencerenin altında duran büyük kalorifer peteğine yaslanmış konuşan Kekalemis, Marcos ve Pedaliza’nın yanına koşarak geldi Markar. İki kat aşağıda, sürekli ters düştükleri bir çocukla tartışıp kavga eden ve sonucunda çocuğun burnunu kıran Arek’in haberini yetiştirdi arkadaşlarına. Hemen aşağıya doğru merdivenleri ikişer üçer atlayarak indiler. Arek’i iki kişi tutuyordu. Gömleği yırtılmış, kravatı çözülmüş ve üzerine kan sıçramıştı. Burnu kırılan çocuğun bu olaydan sonra alacağı intikam üzerine haykırışları Arek’i tutan iki kişinin insanüstü bir çaba sarfetmesini gerekli kılıyordu. Arkadaşlarının gelmesi ve kalabalığın nispeten dağılmasıyla sakinleşen Arek, burnunu kırdığı çocuğa nefretle küfürler saydırmaktan alamadı kendini. Arkadaşları O’nu hemen okul bahçesine ve oradan gizlice okul dışına çıkardılar. Yaşanan olayı konuşurken, bu olayın akabinde gelecek başka olayların varlığına dikkat çekerek tedbirli olunması konusunda söz birliği yaptılar.

Akşam olmuştu. Onlar’dan başka kimsenin uğramadığı terkedilmiş bir yapıda sessizce otururlarken bir çıtırtı duydular. Yaklaşan ve soluk soluğa kalmış sesi dinlerken ayağa kalkıp etrafa bakınmaya başladılar. “Orada mısınız?” diyen sesi hemen tanımışlardı. Sesin sahibi Arek’in en küçük kardeşi Hovagim’di. Telaşla, sabah burnunu kırdığı çocuğun ve O’nun mensubu olduğu teşkilatın önde gelenlerinin çarşı merkezinde Onlar’ı aradığını anlattı. Çok öfkeli ve kalabalık bir grubun kendilerini aradığını öğrenen gençler, bir eylem planını konuşmaya başladılar. Karşılarına çıkacaklar ve konuşma yolunu seçeceklerdi. Bunu yaparken duruşlarından ödün vermeyecekler ve gerektiği takdirde güç kullanacaklardı. Arek’in küçük kardeşi, babasının toplu Lagant marka tabancasını belinden çıkararak abisine verdi. Tabancayı hiçbir şey demeden alan ve beline koyan Arek’e, arkadaşları şaşkınlık ve korkuyla bakıyorlardı. “Buna gerek yok” dedi Pedaliza, “Bileğimiz yeter bize”. Kekalemis ve Marcos da destekledi bu çıkışı. Zaten yeterince gergin olan bir ortamda ateşli bir silahın yaratacağı etkiyi hesap etmiş ve ürkmüşlerdi. Markar kuzenini destekledi. Tabancanın yanlarında olmasını bir güvence olarak görecek kadar iyi tanıyordu karşılaşacakları kalabalığı. Bölünmüşlerdi fakat kararlaştırdıkları eylemi gerçekleştirmek için yürümeye başladılar. Karanlık yoldan çıkıp seyrek yerleştirilmiş sokak lambalarının olduğu ve onların puslu aydınlattığı caddeye çıktıklarında, uzaktan kalabalık bir homurtu duymaya başladılar. “Bu gece çıkmayalım karşılarına” dedi, aniden Marcos. Durdular ve Marcos’a baktılar. Marcos ise uzun zamandır tanıdığı Kekalemis’le göz göze geldi. Anlaşmışlardı gözleriyle fakat konuşmadılar. Arek, verdikleri sözü hatırlattı sinirli bir ses tonuyla. Ne olacaksa bu gece olmalıydı O’na göre. Yürümeye devam ettiler…

İleride tek başına yanan sokak lambasının altına geldiklerinde yaklaşık yirmi kişilik kalabalıkla karşılaştılar. Arek’in burnunu kırdığı çocuk sargılıydı. İki eli bedeninin iki yanında aşağı sarkık ve yumruklarını sıkmış vaziyette durdu. Sonra da arkasından ilerleyen kalabalık… Uzun zamandır karşı tarafın beklediği fakat beş arkadaşın aklından bile geçirmediği bu buluşmanın nedeni, aslında bir kutupsal hesaplaşmaydı kalabalığa göre. Bu durumu burnu kırılan çocuğun söyledikleriyle anlayacaklardı.

Çevrede yaptıkları konuşmalar ve çıkışlar, kendi fikirlerince savundukları ideolojik yaklaşımlar, rahatsız edecek bir bütünlük görüntüsü ve son olarak Onlar’ın arasından birine yapılan fiili saldırı neticesinde tam da istedikleri karşılaşmayı gerçekleştiren kalabalık grubun öncüsü, artık zamanın geldiğini ve bu hesabın kapanması gerektiğini söyledi. Kekalemis sayılan ve her kesimden sevilen biri olmanın verdiği özgüvenle atıldı. “Hesabınız, bizim göremeyeceğimiz kadar küçük. Arek’le aranızdaki yaşanan kavganın nedeni içinizde biriktirdiğiniz kinden başka bir şey değil. El sıkışın ve barışın, kapansın bu olay”. Kendisinden dilenecek özrün bile işe yaramayacağını söyleyen çocuk, Arek’le teke tek kavga etmek istediğini ve kimsenin karışmamasını söyledi. Bu teklifi kabul ettiğini söyleyen Arek’in sözlerinin hemen bitiminde, burnu kırılan çocuğun arkasında duran ve yüzünün sol tarafı derin bir yara iziyle kaplanmış olan bir genç, belinden çıkardığı tabancasıyla bir el ateş etti. Arek’in yanında duran Kekalemis bir anda yere yığılmıştı. Düşen Kekalemis’e bakan ve bir anda gözü kararan Arek, belindeki tabancaya doğru elini uzattığında ise karşı taraftan üç kişi daha tabancalarını çıkarıp ateş ettiler. Önce Pedaliza vuruldu sağ omzundan. Ardından bağırarak kalabalık gruba koşmaya başlayan Markar düştü. Bir anda silah sesleri yırttı gecenin ıslak karanlığını. Marcos da yığılmıştı Kekalemis’in yanına. Ve Arek ateş ederek düştü ikisinin önüne. Sayısız kurşun yağdı üzerlerine. Issız ve sessiz caddede beş kişilik bir ölüm yalnızlığı dolaştı bir an. Omzundan yaralı Pedaliza’nın acı dolu sesini duyan kalabalıktan bir kişi yaklaşarak, hareket etmeye çalışan Pedaliza’nın kafasına bir kurşun daha sıktı. Şaşkınlık içerisinde silahlarını susturan ve bir müddet duran kalabalık, aydınlatan tek sokak lambasının ulaşamadığı karanlığa doğru hızla koşmaya başladılar. Çıt çıkmıyordu artık. Yerde yatan beş gencin kanları, belli belirsiz beyaz ışığın altında parlayarak ve süzülerek aktı. Gece ölümü, ölüm ise sessizliği örtbas edercesine tepkisizdi.

Sabaha karşı olayın öğrenilmesi sonucu olay yerine gelen güvenlik görevlilerinin, ölen beş gencin çok yakın arkadaş olduklarını öğrenmeleri fazla zaman almadı. Sabah haberlerinde liseli iki grubun kız meselesi yüzünden birbirine girdiği ve bu vahşetin beş gencin ölümüyle sonuçlandığı haberi geçildi. Gencecik beş insan, fikirleri ve toplumun genel düşünce yapısına ters düşen hareketleri yüzünden, yine aynı kuşak insanlar tarafından ve amaçsız bir kin güdüsüyle öldürülmüştü. Hayalleri, umutları, geleceğe dair yapmak istedikleri, işleyişle ilgili yolunda gitmeyen şeyleri düzeltme istekleri, heyecanlarıyla ölüp gittiler. Ve bu sistemin içerisinde en çok karşı çıktıkları kesimin gözünde, kız yüzünden tartışıp adam öldürmeye kadar uzanan sürecin mimarı olarak gösterilen birer kadavra ilan edildiler.

Kimliklerini bilerek yaşıyorlardı. Gençtiler. Delikanlıydılar ama elleri kanlı değildiler. Körpeliklerinden sıyrılmış kocaman dünyalarında küçük bir ülke yaratmışlardı beş kişilik. Yaşasalardı, gözleri açık birer saflık abidesi olduklarını büyüyünce anlayacaklardı. Yitip gittiler…

orthoptera şahsının son yazıları

Beni Kategorize Etme | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git
Toplam Okunma: 129 | Bugunku Okunma: 4 | En Son Okunma: 03.09.2008 - 19:14

3 yorum yapılmış, “Beş Hayat, Tek Mermi”

  1. 01

    Çok beğendim, duymasanız da alkışlıyorum sizi…

    melike dara, 07 Jul 2008 12:28 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    siz de olmasanız yazılarıma yorum yapan olmayacak :) görmeseniz de şımardım. teşekkür ederim.

    orthoptera, 21 Jul 2008 14:06 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    yazılarınızı çok beğeniyorum cidden, hak ediyorsunuz - en azından bir teşekkürü…

    not: büyük eserler yaratanların çoğu dönemlerinden çok sonra keşfedilirler, ben kendimi şanslı sayıyorum sadece :)

    melike dara, 25 Jul 2008 19:41 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Anlık ileti konuşması sırasında hiçbir zaman parolanızı veya kredi kartı numaranızı vermeyin.

Saten

Bu Aya Dair

Eylül 2008
M T W T F S S
« Aug    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Meta

 

who's online

canlitv tv izle

Yukari