bir
27 Jan 2010
geride kalanlar için üzülüyordum. di’li geçmiş zamanda, çünkü artık üzülmüyorum.
bugün yağmur benim saçımdır yer yüzüne dökülen
up uzun, lüle lüle, sütlü kahve
boş bir kutu beklemek senden, sadece senden.
seni beklemek boş bir kutuyla, sadece seni.
boşlukta bir kutu gibi beklemek seni bomboş.
güneşin gözümün içine girdiği uykusuz bir sabah. kalabalıkla birlikte, kalabalığa karşı yürüyorum. güneş gözlüklerimi taksam, bu havada gözlük mü takılır deyip beni ayıplarlar diye takamıyorum gözlüklerimi.
onu bunu bilmem anlamam
kim ne derse desinler
dupduru yazmak istiyorum, soğuk bir dere suyu gibi.
orda öyle oturmuş bunu okuyorsun, biliyorum. belki elinde sigaran var, üstünde switin. problem değil. ama bu yazıdan çok şey bekliyorsun, bekleme.
ne zamandır rüyalarımda gördüğüm birisi var, el ele geziyoruz tüm istanbul’u onla. . ona sarılıyorum, ısınıyorum. bilmiyorum.. gerçeğe dönüşmesini de istemiyorum.
sana da merhaba. ben pek iyi değilim. böyle başlamak istemezdim ama böyle.
evdeki problemler bitmiyor.
Sanki hiç bırakıp gitmemiş gibi, sanki son defasında olduğu yerdeymiş gibi, bir çırpıda buldum dudaklarını, ağzının içinde ki tüm o kıvrımlar sözlerini çok iyi bildiğim bir şarkı gibi...
constantine